Heavy Metal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Heavy Metal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2010 Salı

Neal Kay & Soundhouse!

NWOBHM’ın dolayısıyla Heavy Metal’in doğuşunda en büyük pay sahiplerinden birisi de NWOBHM teriminin ilk kez kullanılmasına vesile mekanın sahibi olan DJ Neal Kay tabii ki.

Kuzey Londra’daki Kingsbury’de mukim Meşhur Heavy Metal Soundhouse adlı mekanında Praying Mantis, Iron Maiden gibi gruplar hem canlı çalmış, hem de stüdyoda kayıtlar da yapmışlardı. Iron Maiden Soundhouse Tapes albumunun orjinalinin değeri bugünlerde 700-USD civarındadır. 79’da Maiden bu albumle tanınıp plak sözleşmesi imzalamıştı…

Angel Witch’den Kevin Haybourne’un söylediğine göre, “bir gece sahnede Angel Witch ve Samson çalarken bu show’u Sounds dergisine haber yapan Geoff Barton adlı gazeteci, NWOBHM terimini ilk kez kullanarak” fitili de ateşlemişti. Aynı Geoff Barton’un daha sonra Ross Halfin’le birlikte efsane Kerrang dergisini çıkardıklarını da belirtelim…

Soundhouse’da kayıt yapan grupların demolarını derleyen Neal, Metal For Muthas adlı efsane NWOBHM kompilasyonlarını hazırladı. Bu albumler de değerlidir koleksiyonerlerin gözünde, özellikle ilki.

80’de çıkan ilk derlemede Maiden ve Mantis dışında yer alan gruplardan en önemlileri Angel Witch, Sledgehammer ve Samson! Sonradan Rage adını alan Nutz ve İsveç’te kurulup sonra vokale Roger Marsden’i getirerek NWOBHM’a terfi eden EF Band de en önemli parçası Fight For Rock’la bu toplamada… Bir sonraki kompilasyon da ilki kadar olmasa da başarılı. Burada da en dikkat çeken grup, ilk ve son parçaların sahibi Trespass! Albumun diğer iyileri Dark Star, Zero ve White Spirit…

Neal Kay bu albumler dışında konserler ve turlar da düzenledi. Venture adında bir piyasa rock grubunun menajerliğini yürüttü ama çuvalladı ve grup oldukça kısa ömürlü oldu.

Ayrıca Neal, mekanında sert gruplar yanında Styx, Kansas ve Boston gibi melodik Amerikan gruplarına da yer verdi. Neal da diğer bir çok DJ gibi Kiss gibi sevmediği gruplara pikabında yer vermemesinden ötürü eleştirildi.

20 Nisan 2010 Salı

Bajen Death Cult!

Ortak noktaları İsveç’in Hammarby takımının taraftar grubu olan Bajen Death Cult’ın destekçileri olmak olan ve Grave, Grand Magus*, Necrophobic ve Blackshine gibi farklı Isveçli metal gruplarında müzik yapan

Tobias Sidegård - Lead Vocals, Guitar)
Nidhögg - Guitar, Backing Vocals
Lodbror - Bass, backing vocals
Mjölner - Drums
Gymer Sudre - Keyboards, Acoustic Guitar, Backing Vocals
Muspell - Guitar, Backing Vocals

bir araya gelip oluşturuyor grubu ve adları da taraftar grubuyla aynı zaten: Bajen Death Cult …

Bir EP, bir de uzun album yapmışlar. Isvecce soyluyorlar. Sözler Hammarby ve holiganizm temalı. Konserlerde de bol bol Hammarby diye böğürüyorlar. Düşünün işte tribününüzdeki hakim taraftar grubunun elemanları bir araya gelip bu grup adı altında metal yapıyorlar. Güzel proje degil mi?

*Daha önce az biraz deginmistim, deli bir grup. İlerde yer vermek niyetindeyim…

9 Mart 2010 Salı

Üç kişilik Dev Orkestra: RUSH

Bu grup ne biçim müzik yapıyor ya, bu akorlar sinth’ler bir şeye benzemiyor. İyidir oğlum bu grup, bateristleri de dünyanın en iyisiymiş. 80’lerde bu muhabbetler dönmüşse muhakkak konu Rush’dır. Yaptıklarının anlaşılmamasının nedeni de 70 ve 80’lerde henüz progresif metalin icat olunmamasıdır. Yani bu dönemde prog rock grubu yığınlaydı ama Rush kadar serti yoktu. Bügün Dream Theater, Spock’s Beard, Porcupine Tree gibi önemli gruplar var piyasada ki bu türün yolunu açan Rush’dır…

İlk Rush’ı bir toplama rock/metal albümünde dinlemiştim. O zamanki müzikal birikimimle ne yaptıklarını çok anlayamadım ama kaliteli ve özgün olduğunu elemanların virtüözite sınırlarında olduğunu da idrak etmiştim. 90’larda progresif’e kaydığımda da tüm albumlerini toparladım.

Çok acaip kuralları olan istikrarlı bir Kanada grubu Rush. Bu haliyle Anvil’ı anımsatıyorlar. Düzenli albumler, her 4 albumde bir konser albumu. Bunlar herkezin bildikleri kurallar… Onları diğer gruplardan ayıran en önemli özellik albumdeki tüm seslerin aynı anda grup elemanlarınca yapılabilmesi ve bundan ötürü konserde şarkıları aynen icra edebilmeleri. Çok anlaşılır bir şey yazmadığımı farkettiğimden biraz açayım. 78 Hemispheres albumuyle grubun beyni, solist ve basçısı Geddy Lee, synth de çalmaya başladı. Ancak bas, synth partisyonları o kadar ustaca düzenlenmişti ki birbirleriyle hiç kesişmiyordu. Bir de bu ikisini yaparken vokali de aksatmıyordu! Beyninde ekstra bir lop olabilir:) Yani teknoloji, üste kayıt gibi katakulliler yapmadan studyoda nasıl çalıyorlarsa konserde de aynen çalar Geddy Abi ve diğerleri. O yüzden Rush’ın her studyo albumu çok değerlidir, ama konser albumleri bulunmaz nimettir.

İkinci acaip fark baterist Neil Peart’dır. Baterist demek hakaretamiz olabilir zira o dünyanın en iyi perkusyoncusudur tartışmasız. Vurmalılarla tek başına olağanüstü müzikler yapabilir. Geldiği son nokta Rush In Rio’daki O Baterista’ydı. (Daha iyisini yapana kadar en iyisi bu:)) En iyi enstrumental Grammy adaylığını kılpayı kaçırmıştır bu dehşet performans. Üçüncü acaip fark da bir rock / metal grubunda gitaristin bu kadar arka planda kalmasıdır. Lifeson’la alakalı değil durum ki canavar gibi çalar her tür gitarı, sorun Geddy ve Peart’ın aynı anda bir kaç kişilik performans göstermeleriyle alakalı…Dördüncü ve sonuncu: Kötü Rush albumu ya da şarkısı yoktur, hatta rivayet edilir ki dünyanın en dandik şarkısını verin ellerine adam etsinler, tabi bu olamaz Rush sadece kendi şarkılarını çalar. Gerçekten şarkı standartları ortalamanın çok üzeridir. Tabii ki daha iyi ve çok iyi şarkıları vardır, ama kötü Rush parçası yoktur, olamaz. En azından elemanların performansı için dinlersiniz…

Albumlere zıplarsak, ilk album Led Zeppelin esintileri taşır. Bu albumun en beğenilen şarkısı grup tarafından konserlerde de çalınan Working Man’dir. Bu albumden hemen sonra bateriye Peart geçer ve grup o günden bugüne aynı kadroyla gelir! Aradan yıllar geçtikten sonra Dream Theater ilk albumunde feci bir Rush esinlenmesi ile girmişti piyasaya. Yani ilk albumler genelde grubun tarzını arama albumleridir, mazur görmek lazım bunları. Ama sonrasında Zeppelin’i Rush öyle bir uçurdu ki sanırsınız Apollo…

İkinci albumle progresif öğeler girer müziklerine. 12 dakikalık Necromancer ve 20 dakikalık The Fountain Of Lamneth’la 70’lerin prog gruplarına benzer Rush. Uzun prog parçaları birbiriyle melodik olarak bağlı da olabilir, irili ufaklı farklı melodiler birbirine ustalıkla bağlanadabilir. Necromancer ağırdan hızlıya ritmlerle gider, pat diye durur, tekrar başa döner. Lamneth ise akustik başlar, sonra coşar. Lamneth daha epik, melodiktir Necromancer’a göre ve ilk baba Rush parçasıdır bence… Bu album az satan albumlerinden olur Rush’ın. Kritikler uzun parçalara bağlar az satışı, ama Rush müziğinden ödün vermez!

Fly by night albumunde aynı adlı parça, Anthem, uzun parça By Tor And The Snow Dog diğerlerinin önüne çıkar. 74’de çıkan 2112 albumunun ilk yüzü baştan sona konsept bir şarkıdır, mükemmeldir. B’nin açılış parçası A Passage To Bangkok da iyidir, bu şarkının konser versiyonlarında Lee’nin girişte yaptığı uzakdoğu efektini Peart cowbell’le yapar. Nadir farklı konser yorumlarından olur Peart da bateristten öte nasıl bir adam olduğunu, kısaca farkını ortaya koyar. 2112 o döneme kadar en çok satış yapan albumu olur, Rush böylece o güne kadar hakkındaki kritikleri, söyleyenlerin münasip bir yerine koyduktan sonra kendi yolunda devam eder. A Farrewell to kings ve Hemispheres albumleri çok iyidir. Hemispheres’le birlikte Geddy Lee Synth de çalmaya başlamış sanki gruba bir eleman daha dahil olmuştur. Şarkı ayırdetmek mümkün değil, farklı konserlerde bu iki albumun hemen her parçasına yer verirler.

80’lerle birlikte Rush’ın artık popülerleştiğini, ciddi bir hayran kitlesi oluşturduğunu görüyoruz. Permanent Waves’de Free Will ve bir çoğunun en favori Rush albumu Power Windows’da Tom Sawyer! Tom Sawyer, konserlerin en arananı, en katılımı yüksek olanı, Rush’ın en iyi parçalarından biri haliyle. Signals da önceki iki albumun biraz gerisinde kalsa da açılış parçası Subdivisions harikadır. Bu albumle çevre, yeni dünya düzeni, teknoloji gibi daha reel ve guncel sosyal konulara yönelir Rush’ın şarkı sözleri. Synth de pek uyar bu anlatıma. 84 Grace Under Pressure gene muhteşem, plak koleksiyonumun önemli bir parçasıdır. Rush’ın zirve dönemi devam ediyor. 85 Power Windows’da sinth’ler yoğun, bu dönemki sound’u daha az seviyorum. 87 Hold Your Fire ve 89 Presto ile zirveden biraz aşağı iniyor Rush, yani zirvenin eteklerindeler, ama hala özgün ve iyiler, orası muhakkak… Sound gene daha synth ağırlıklı, 80’lerin synth popunu anımsatıyor, o yüzden biraz uzağım bu döneme. 89 Show Don’t Tell ve 92 Roll The Bones da aynı sound ve çizgide hemen hemen. 93 Counter Partsla birlikte tekrar sertleşiyor soundları, Counterparts’ın kelime anlamı birbirini tamamlayan dişliler ki Rush’a cuk oturuyor.. Bu arada adı gibi harika da bir album! 96 Test For Echoes’dan favorim Driven! 2000’lerden favori albumum ise tabii ki Vapor Trails. One Little Victory’deki bateri ritmi inanılmaz, konserde Peart’ın bu ritmi döndüre döndüre çalışını görmek daha da inanılmazdı… 2004 Feedback EP’sinde kuruluşlarının 30. yılı şerefine sevdikleri, müziklerine yön veren eski grupların şarkılarını yorumluyorlar. 2007’de son studyo albumleri Snakes And Arrows çıktı.

Kısaca en beğendiğim dönemleri 76-85 arası. Progresif, sinth ne ararsanız var bu dönemde, tabi uzun parçalar… Ama dediğim gibi Vapor Trails da çok güzel, konserlerinin hepsi birbirinden güzel… Dört gözle bekliyoruz Türkiye’ye gelmelerini…


Son olarak bu ayın albumune koyduğum Rock In Rio’dan bahsedeyim: Bu konser tüm zamanlarda en çok izlediğim DVD’dir. Her yönüyle, ses, görüntü, kurgu ve tabii ki Maracana Stadı’ndaki 40 bin futbol holiganıyla… Bu ülkeye ilk kez gelmelerinin de etkisiyle seyirci enstrumental şarkılarda dahi inanılmaz etkin ve kayıtta seyirci sesine hiç müdahele edilmemiş, hatta belki de edilememiş:) Rush’a başlamak isteyenler için de her dönemlerinden ve tarzlarından en iyi örneklerin yer aldığını söyleyelim… Her şarkı olağanüstü ama, adrenalinin had safhada olduğu Tom Sawyer, O Baterista, YYZ daha bir adım öne çıkıyor ki son iki parça enstrumental.

Seyirci katılımı konusunda YYZ’in ötesinde bir performans yapılabileceğinden de emin değilim, yani Maiden’ın Fear Of The Dark’ını ikinci sıraya attım. Belki Maiden sonradan geçer bu performansı ama Britanya’da değil ancak gene Latin Amerika’da yapabilir bunu!

4 Mart 2010 Perşembe

Sonisphere Türkiye!


Hangisiyle etiketleyeceğimi şaşırdım. Afişten de görüldüğü üzere Türkiye'de şimdiye kadar görülmemiş bir festival olacak. Manowar da ismi sızmayıp süpriz olanlardan. Buradaki resmi sitede bütün detaylar mevcut, bilet fiyatları da şöyle. Grup listesinde Volbeat da var haberler kısmında, fakat son onay gelmediği için afişe konmamış henüz. Biletler 5 Mart cuma Biletix'te satışa çıkıyor. Festival 25-27 Haziran'da İnönü stadyumunda. Metallica ve Heaven & Hell süpriz yapabilirmiş. 2011 Sonisphere festivalinin de iki headliner'ı konserlerden önce açıklanacak diye bir dedikodu duydum ki aklıma tek bir isim geliyor "Iron Maiden". Neyse, sakinleştirici bir şeyler arayayım ben...

edit, ekleme: Afişte görülen şeyleri de tekrar yazmışım, heyecanımı mazur görün :)

20 Şubat 2010 Cumartesi

Volbeat

Volbeat hakkında daha haber, video koyacak gibi durum. Heavy Metal'den dışarı sapmadan güzel ve sıradan olmayan işler yapan bir grup, elvis metal de deniyor bazı şarkıları ve vokal tarzı sebebiyle, ki doğrudur. Danimarkalı grubun linkteki şarkısı sanırım ilk defa duyanlar için verilebilecek ve onları tanıtacak en iyi tercih olur. Üç tane albümleri var şimdiye kadar;

The Strength / The Sound / The Songs (2005)
Rock the Rebel / Metal the Devil (2007)
Guitar Gangsters & Cadillac Blood (2008)

Danimarkalı grup 2009 yılında bir dönem Metallica'nın World Magnetic turnesine de katıldı Kuzey Amerika'da. Fakat buradaki habere göre, herkesin hemen bu satırları okurken tahmin ettiği gibi, öneriyi yapan kişi vatandaşları Ulrich değil, Danimarka'daki bir konserlerinden önce onları dinleyen ve hayran kalan Hetfield.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Ayın Albumleri Kaldığı Yerden!

Birkaç aydır ayın albumlerini yazmayı aksatmışım, son dört ayı toptan sıralıyorum...

Kasım ayında malum Wasp’ın Konseri vardı. Ayın albumune Wasp’dan seçim yapalım dedik, aynı adlı ilk albumle Crimson Idol arasında gidip geldim ve eski olan ağır bastı: Çok sıkı albumdu be, Love Machine, School Daze, I wanna be somebody, Torture never stops, Tormentor…

Kısaca tek tabanca Blackie Lawless ve saz arkadaşları desek yanlış olmaz Wasp için, Blackie dışında bol eleman rotasyonu olduğundan kelli… Los Angeles çıkışlı olması bu şehirden aynı dönem çıkan Mötley Crüe, Ratt ve Quiet Riot’un genelde glam olarak tanınmaları ve makyaj durumlarından dolayı, Wasp’e de glam denmişti ama bence tarzları geleneksel metaldir… (Sonradan makyajsız kilo almış Elvis Presleyvari suratını görünce iyiki eskiden makyaj yapmış dedim:))

Gene ilgi çeken bir diğer konu isimlerinin açılımı: Wasp malum ABD’de beyaz anglo sakson protestan’ın kısaltması olarak kullanılır. Ancak ırkçılık suçlamalarına karşın Blackie isimlerinin We Are Sexual Perverts’ın kısaltması olduğunu söyler hep, yani “Seks Manyakları:) Aynı adlı album kapağında bu lafın yer alması dışında konserlerde de defalarca tekrarlanmıştır bu slogan. Love Machine ve Fuck Like A Beast gibi şarkı isimleri ve sahne şovları da duruma örnek…

İlk albumden sonra hepsi belli bir çzginin üzerinde üç album daha yaptılar ki öne çıkan parçalar, Wild Child, Blind In Texas, 9.5 Nasty, The Heretic ve The Real Me. Beşinci albumleri Crimson Idol ise çoğu fanları için en iyi albumleri, metal tarihinin en iyilerinden diyen de var hatta. Konsept albumlerin de en iyilerinden.

Aralıkta proto metal gruplarından Uriah Heep’in 95 tarihli Sea Of Light’ı ayın albumuydu, prog esintiler, sıkı ritmler, klasik Heep arka vokalleri ile dört dörtlük bir çalışma. Against The Odds, Tme Of Revelation, Universal Wheels, Fear Of Falling, Logical Progression ve Aerosmith’inkiyle ilgisi olmayan Dream On balad’ı özellikle muhteşem… Bu arada surrealist plak kapağı da daha çok Yes’den tanıdığımız Roger Dean tarafından çizilmiştir…

Ocakta tekrar yeni dünyaya döndük ve pek bilinmeyen San Francisco’lu Brocas Helm’den Into Glory Rıde’ı koyduk ayın albumune. Bahtsız bir Amerikan grubu. 81 de kurulup ilk uzun albumu Into Battle’ı vasat bir prodüksiyonla ancak 84de çıkarabilmişler. Ama power epik metal konusunda iyi olan Amerikan gruplarının hallicelerindendir grup.

Açılışta at efektli ve kesik ritmli harika Metallic Fury’den sonra aynı adlı efsane şarkı Manowar’ın en iyilerine rakip olacak kadar başarılı… Sonrasında da hızlı enerjik parçalarda kalite düşmüyor. Arada blues etkileri, sıkı çift gitar soloları ve harika davul atakları… Beneath a hunted moon, Ravenwreck, Into The Ithilstone diğer sıkı parçalar…

İçinde bulunduğumuz Şubat ayında ise Manowar, Manilla Road, Cirith Ungol ve Brocas Helm’in ilham kaynağı, adı gibi efsane Legend’ın From The Fjords albumunu seçtim. 3 kişilik dev bir orkestra harika müziyenlik örnekleri, ki baterist Raymond Frigon’un etkileri özellikle Brocas Helm’de belirgin. Diğer elemanlar, gitar vokalde Kevin Nugent ve basta Fred Melillo! Bunca yıldır rock, blues ve cazın yığınla örneklerini dinledim, Raymond dünyanın gelmiş geçmiş en iyi bateristlerinden biri ve bu album dışında bir çalışması olup olmadığına ilişkin bilgiye nette rastlayamadım maalesef :((… Diğer iki eleman Mercenary diye bir grupta çalmışlar ama kayıtlarına ulaşamadım. Nugent 83’de ölmüş…

Bu album sadece 500 adet basıldığından bugün metal plakları içinde en paha biçilemeyenlerinden biri… Orijinal kopyaları 1200-1500 USD’ye gidiyor. Popsike’daki en pahalı kopya 868 USD’ye alıcı bulmuş!

Genel olarak adından da anlaşıldığı üzere Iskandinavya’ya uzanıyor vikingleri ziyaret ediyoruz. Epik power metalleyiz, ama uzun şarkılardaki progressive altyapı bu tarzdan hoşlanmayanları sıkabilir. İlk parça The Destroyer harika gitar melodi introsuyla ve bitmeyen davul ataklarıyla zaten kapıp götürüyor. Sonra aksak ritmi muhteşem bas ve ataklarıyla şarkı uçup gidiyor. The Wizard's Vengeance da harika ama üçüncü parca Golden Bell gelmiş geçmiş en iyi şarkılardan biri.

B yuzu A kadar destansı olmasa da ensturmental ilk parcanın bugun shred, virtuözite kelimeleriyle anılan gitaristlerin bir numaralı ilhamı olduğu kesin. Liquid Tension Experiment tadında bu parça. Aslında bu yüz sanki sevdikleri 70’lerin değişik gruplarına atıflarla dolu. RARZ’de de bir south havası var ama şarkı oldukça hızlı. Against The Gods ve Iron Horse fusion ve jazzrock sınırlarında. Tabi bu tarzın bu kadar sertini Gary Moore ve Jon Hiseman’lı Colloseum II dışında yapana rastlamamıştım o tarihlerde. Bir de Iron Horse’un uzun bir bateri solosu var, bir studyo albumu için acaip sıradışı ve bulunmayacak bir nimet. Kapanışta albume adını veren parça ile tekrar epik metale dönüyoruz: Tam 8 dakika! Bu kadar iyi bir grubun tek albumle yokolup gitmesi acı, ama gerçek …

4 Aralık 2009 Cuma

Özlü Sözler VIII: Dave Mustaine (Megadeth)


"Eğer ben Metallica'dan ayrılmasaydım, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi metal grubu olurduk!"

Blog Notu: Ayrılmadın, kovuldun!

27 Kasım 2009 Cuma

Emir Hot




Bir yıl oldu olmadı, amcam bizim memleket diyebileceğim Üsküp'ü ziyaretten dönmüştü. Mp3 cd'si yapmış orada (dağınık mp3 cd'leri de ayrı olaydır) oradan birkaç şarkı dinlemiştişm. Bir tanesi Blla Blla gibi bir isme sahipti, pyschodelic rock gibiydi hatta. Onu dinledikten sonra bizim oralarda rock müzikte ne işler yapıyorlar diye bakınmıştım o gün. Ve Emir Hot'u bulmuştum, gitaristmiş.

1978 Bosna Hersek doğumlu. 1997 yılında Neon Knights adlı grupla 10 konserlik mini bir turneye çıkıyor. Bir sene sonra da resmi albümleri Desert Lands çıkıyor. Sonra Avrupa'da konserler vermeye başlıyorlar. Iron Maiden ve Dream Theater gibi gruplarla tanışma fırsatı buluyorlar albümleri de sözü geçen rock-metal dergilerinden iyi yorumlar alıyor. Fakat sonra Hot gruptan ayrılıyor (sebebini bilmiyorum).

1999 yılında Southern Storm adlı grupa katılıyor bu sefer ve 2002 yılında 1999 ismiyle bir albüm çıkartıyorlar. Albüm birçokları tarafından Eski Yugoslavya sınırları içinde yapılmış en iyi metal kaydı olarak gösteriliyor. Ve o sınırlarda birçok konser verip programa katılıyor makaleleri yayınlanıyor.

Daha sonra ülkesinde mevcut olan savaş sonrası siyasi iktidarsızlık, ülkedeki telif hakları sorunları, Bosna dışına ulaşama ve daha başka bazı sebepler olarak saydığı durumlar yüzünden ülkeden ayrılmaya karar veriyor. 2003 yılında da, maddi kaynaklarını da bulup Berklee'ye giriyor. O arada Bosna'da savaş sonrasını anlatan bir televizyon dizisine soundtrack de yapıyor, dinlemedim ama yaptığı resmi kayıtlar arasında.

2004 yılında Hırvatistan'da Quarterworlds of Fantasia adlı ilk enstrümental albümünü kaydediyor fakat albüm şu anda hala yayınlanmış değil. Yakın bir gelecekte yayınlanabilir. O sırada Saraybosna Flarmoni Orkestrası'ndan teklif de alıyor birlikte çalmak için fakat gerçekleşmiyor bu teklif.

Ve 2008 yılında benim de ilk defa dinlediğim ve içinde bulunduğu az sayıda resmi albümden en iyisi olarak gördüğüm Sevdah Metal'i kaydediyor. Hem yöresel etkili, ama Malmsteen etkili çok güzel bir albüm.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Zaman Tüneli - W.A.S.P.




Zaman tüneli dedim ama, Blackie abi gayet 2009 yılındaydı. Tabi bunu yermek için söylemiyorum, adam 1956 doğumlu, babamdan 2 yaş küçük. "Blackie babaağğğ" diye bağıran bi herifi pek yadırgamadım o yüzden. Harikaydı sesi, konser anında öyle gelir evet ama, onu da hesaba katarak söylüyorum çok iyiydi. Ve acayip enerjikti. Önceki hafta gittiğim Metallica Tribute grubundaki ses sistemi rezaleti yüzünden(sol kulağım gitmişti) biraz heves yoktu ancak tam tersi oldu, çivi çiviyi söktü diyebilirim. Zaten sahneye girdiklerinde, birden bire o zaman tüneline girdiğimi hissettim. Böyle bir konsere de gitmiş bulunarak bu konuda ölsem de gam yemem artık, keşke giderken saçımı kabartıp deri pantalon giyseydim dedim bir an.

The Crimson Idol'dan arka arkaya 3 parça çaldılar(Arena of Pleasure,Chainsaw Charlie(kısa sürede efsane oldu benim için),The Idol). Konserin en güzel kısmı benim için orasıydı. Onun dışında L.O.V.E. Machine, I Wanna Be Somebody, Wild Child, Blind in Texas, Hellion gibi hit parçalar(benim için) çaldılar.

Burada çok güzel profosyonel çekim fotoğraflar var; www.curan.net/WASP/

6 Kasım 2009 Cuma

Aynı nakarat hep aynı aynı...

Müzikte hep tartışma konusudur: Bu şarkı şu şarkıya ne kadar benziyor ya da andırıyor olayı! Yedi ölçüye kadar esinlenmeye göz yumulur, ancak ondan sonrası intihal kabul edilir. Metal müzikte de birbirine benzer arpej ve riff’ler var elbette. Corroseum forum katılımcılarının metal ve rock dünyasındaki esinlenme ve intihaller listesi şöyle: İlk sıradaki şarkı ikinci şarkıdan esinlenmiş ya da araklanmıştır.

Accept - Run if you can / Judas Priest - Sinner
Anvil - Show me your tits, Motorhead - Ace Of Spades’le aleni aynı…
Avalanche - Tortured Defender / Manowar - Warlord
Bathory - The Sword / Manowar - Blood Of My Enemies
Blitzkrieg grubu elemanları bir röportajda, Focus’un Hocus Pokus şarkısını prova ederken, açılış riff’ini doğru çalamayınca şarkının vuruşunu değiştirdiklerini ve gruba adını veren şarkının da bu şekilde ortaya çıktığını söylemiş… Önemli bir anekdot!
Brocas Helm - Ravenwreck kısmen Iron Maiden’ın The Trooper'unu andırıyor.
Cloven Hoof – Nightstalker / Rolling Stones - Satisfaction
Crysys - My Desire / Budgie - Crash Course in Brain Surgery
Deep Purple'ın Child in time’ının hikayesinden bahsetmiştik daha önce... İntrosu arak!
Diamond Head - Play it Loud / Mercyful Fate - Curse of the Pharaohs / Iron Maiden - 2 Minutes 2 Midnight Burada garip bir durum var. Play It Loud da Curse of the Pharaohs da ilk kez 81’de yayınlanmış. Hangisi alıntı bilemiyoruz belki Saint Thunder’ın buyurduğu şekilde olay “tesadüf” olbilir. Ama 2 Minutes 2 Midnight her iki parçadan da esinlenmiş olabilir…
Ironsword - Under the Flag of Rome / Tyrant (US) - Warriors of Metal / WASP - School Daze /
E-X-E’nin Slaughter Disorder’ının nakaratı, Slayer - Hell Awaits’inki ile hemen hemen aynı.
Helloween – Starlight’ın vokal melodileri ve riff’leri, Raven - Faster Than The Speed Of Light’a oldukça benziyor…
Kreator - Total Death / Exodus - Strike of the Beast
Liege Lord’un Prodigy’si fena halde Blue Öyster Cult’ın Vengeance (The Pact)’ini animsatıyor.
Manilla Road - Dreams of Eschaton / Angel Witch - Angel Of Death
Manowar'ın "Shell Shock"’u The Scorpions’un I've Got To Be Free şarkısını andırıyor.
Metallica Sanitarium’un açılış arpeji Bleak House - Rainbow Warrior’la neredeyse aynı
The Rods - "Bad Blood" açılış riff’i Priest'in "Electric Eye"ı, daha sonra majör riff ise "Breaking The Law"dan! Duble Judas intihali:)Gene The Rods’un "Another Night On The Town"ı grubun gitaristi Feinsten tarafından Rainbow şarkısına benzerliğinden kelli "Another Night On The Silver Mountain Town" diye adlandırılıyor.
Running Wild - Bones to ashes / Judas Priest - Tyrant
Sweet Savage - Straight Through The Heart’ın açılış riff’leri Dio - Caught In The Middle ile aynı…
Twisted Ace - This fire inside’ın Rainbow - Since You Been Gone ile şarkı akışı ve nakaratlarında, hatta dur kalklarda ciddi benzerlik var…
Tysondog - Shoot To Kill ile Iron Maiden - Sanctuary’nin açılış riff’leri aynı…
Venom - Welcome to Hell / Stormqueen - Battle of Britain )Stormqueen’in şarkısı bir yıl eski Venom’dan!)
Virgin Steele - Heading For A Life of Crime / Judas Priest – You’ve Got Another Thing Coming

Gelelim yalnız ve güzel ülkemize…

Yurdumuzun en kelek rok gruplarından Ayna, Atamıza adadığı Işığa Doğru adlı şarkının melodisini Running Wild'ın enstrumental Chamber of Lies’ından direk araklamış, Guven Erkin’in programında Ayna’ya verdiği ayardan bahsetmiştik…

Maalesef Merhum Barış Manço’nun Kara Sevda şarkısının major riff’i de Sweet'in Rebel Rouser’ıyla oldukça benzeşiyor:(

Son olarak Erkin Babanın 60’ların underground saykodelik grubu The Devil’s Anvil’in iki şarkısını aynen kullandığını söyleyelim. Bu şarkıların orjinali Suriyeli Fareed Al-Atrash tarafından söylenmiş ancak Devil’s Anvil’le rock formatına girdiklerinden kelli Erkin Koray külliyatına dahil olduklarını düşünüyorum. Erkin Baba coverlamış grubun şarkılarını, üzerine Türkçe söz yazmış diyelim, içimiz daha fazla sızlamasın. Şarkılar da İllaki (Wala Dai) ve Deli Kadın (Karkadon)...

İşte böyle, başka bildiğiniz varsa söyleyin listeye ekleyelim…

4 Kasım 2009 Çarşamba

Makbul gol sevinci:)


Evet Liverpool ve Ukrayna milli takım oyuncusu Voronin'in, Hertha'da oynarkenki gol sevinci tam aradığımız şekil!

14 Ekim 2009 Çarşamba

Özlü Sözler VII: Tony Iommi (Black Sabbath & Heaven and Hell)



"Ozzy'i başka herhangi bir Heavy Metal vokalisti ile karşılaştırmaya kalkmayın.
O Heavy Metal'in ta kendisidir!"

Blog Notu: Sana bunu diyen adamı da mahkemeye verdin ya, sana da eşine de yuh olsun!

12 Ekim 2009 Pazartesi

Monsters Of Rock 88: Donnington Trajedisi

80’lerde, İngiltere’nin kalabalık rock festivallerinden birinde sahne önü arbedesinde bir tatsızlık yaşanacağı az çok tahmin ediliyordu. Ve Glastonbury ya da Nostell Priory de değil de Donington’da olmasına daha fazla ihtimal veriliyordu. Çünkü Metalciler, diğer seyircilerin aksine birbirlerinin üzerine atlamaya daha eğilimli, erkek popülasyonun daha yoğun olduğu, içkiyi daha fazla tüketen en kalabalık güruhtu konserlerde…

88 monsters of rock Donington’da 107.000 kişi ile konserler rekoru kırıldı. En son Iron Maiden’ın sahne aldığı konserin diğer babaları Kiss, David Lee Roth, Megadeth, Guns’n Roses ve Helloween’di.

Eğer hava yağışsız olsa belki sorun çıkmayacaktı, ancak kötü hava özellikle sahne önünü balçık tarlasına çevirdi. Axl’ın konserde, “birbirinizi öldürmeyin” diye bağırması kayıtlara geçmiştir. Hatta Guns’ın bootleg kayıtlarının adı, “Don’t fuckin’ kill each other”dır! Ayakta durmanın dahi zor olduğu ortamda dengesini kaybedenler bir daha ayağa kolayca kalkamadı. Guns’n Roses çalmaya başladığında dengesini kaybedip düşenler oldu, hatta yaralanmalar olunca Guns’a ara vermeleri söylendi. Ancak tekrar çalmaya başladıklarında da sahne önünde sorunlar giderilemedi ve setin sonuna doğru iki kişi diğerlerinin altında ezilerek can verdiler. Acaip olan olaylara çok yakın olmayanların iki kişinin öldüğünü ancak ertesi gün haberlerden duymuş olmalarıydı!!! Olayları birebir yaşayanların düşünceleri ise korkunç! Guns’ın Paradise City video’sunda şarkının hızlandığı bölümde Donnington’daki inanılmaz canlı ve hareketli seyirci görüntülerini izleyebilirsiniz…

Sonrasında emniyet yetkilileri konseri ertelemeyi düşündü ama organizatörler bunun daha da büyük olaylara sebep olabileceği gerekçesiyle konsere devam edilmesine karar verdi ve emniyeti de buna ikna etti. Sırada konserin son grubu Iron Maiden vardı. Bruce sahneye, “bu festivalde kimseye birşey olmasını istemiyoruz. Herkes evine dönsün ve burada harika bir zaman geçirsin!” diyerek çıktı. Ve garip bir biçimde Iron Maiden tarihinin en başarılı konser performanslarından birine imza attı bu ortamda. Duygu patlaması, adrenalin patlaması, ne derseniz deyin buna…

Olan bir yıl sonraki Donnington konserine oldu ve iptal edildi. 90’da son kez düzenlendi ve 80’den beri yani Heavy Metal’in hüküm sürdüğü dönemlere damgasını vuran etkinlik sona erdi:( Güvenlik müdürüne göre öndeki kalabalığın yoğunluğunun ciddiye alınmaması trajediyi getirmişti beraberinde. Holiganizmde olduğu gibi bu trajik konserden de ders çıkardı Britanya hükümeti. Sahne önlerine bariyer, dev sünger yastıklar konmaya başladı. Tabi metalin popülaritesinin azaldığına epey ebeveyn şükretmiştir…

Not: Yazıda linkteki anılardan faydalandım. Fotolar da aynı siteden! Kar amacı gütmeyen, Britanya’daki konserlerle ilgili yazılı ve görsel bir çok anı/bilgiyi barındıran harika bir sitedir…

15 Eylül 2009 Salı

Holocaust'tan "Heavy Metal Mania"


Edinburg Iskocya cikisli NWOBHM grubu Holocaust’a heavy rock yapıyor denebilir aslında. Diskografilerinde 6 adet Lpleri var!

İlk single’ları 81’de çıkan ve en iyi şarkılarından biri olan Heavy Metal Mania! Metal manifestolarının en güzellerinden biri ki sözlerini daha önce bloga koymuştum... Özellikle şu bölümünün;

"Rock 'n roll...far too slow
So the adrenaline just doesn't flow
Where is the power, where is the glory?
Heavy Metal is my story…"

Hastasıyım:)Rocktan metale geçişin dehşet bir özeti bu! B yüzü Only as Young as You Feel da guzel. Kapağı da mükemmel olunca haliyle en pahalı single’lardan birisi oluyor bu 7’’. Bu single’ın 12’’lik versiyonunda Love’s power diye 3. bir parça var, bu da başarılı! Vokalist Gary Lettice detone ve monoton söylüyor, punk vokalistlerini andırıyor ama muzige ve gitarların pis sounduna acaip gidiyor sesi... Bu şarkıyı sonradan Gamma Ray cover'ladı…

Aynı yıl 2. single’ları Smokin’ Valves çıkıyor. Bu şarkı da sert ve güzel bir rock’n roll parçası. İkinci parca Out Of Book da en az ilki kadar güzel, hatta daha da güzel. Gitar distorsiyonlarını mevcut aletlerle zorluyor grup ve bu şarkı da thrash sınırlarına ulaşıyorlar. Bu album de oldukça iyi satıyor. 7’’den sonra 12’’ini çıkarıyorlar. Buradaki bonus parça da Friend or foe. Şarkı Status Quo’yu hatirlatiyor, daha sert tabii ki…

İki harika single’dan sonra aynı yıl The Nightcomers albumu çıkıyor. Kadro dizilişi single’lardakilerle aynı:

Gary Lettice - Vocals
John Mortimer - Guitar
Ed Dudley - Guitar
Robin Begg - Bass
Paul Collins – Drums

Albumde single’lara adını veren iki parça da var. Yalnız Heavy Metal Mania’daki siren seslerinin yerine bir dakikalık harika bir gitar introsu eklenmiş! Ancak burada başka bir efsane şarkı daha var: Death Or Glory! (Bunu da Six Feet Under'dan dinleyebilirsiniz.)Artık thrash yaptıklarını söyleyebiliriz hem de 81 yılında! Bu riff’ler Metallica ve diğerlerine esin kaynağı olmadıysa eşeğim. Zamanının ötesinde olduğunu söylemeye gerek yok grubun. Mavrock harika bir doom parçası, B yuzu açılış parçası Cryin' shame de iyi…Sonucta 81 tarihinde yayınlanan en iyi albumlerden biri bu. Albuma adini veren parca da harika, bu parca da ilk kez prog esintiler var. Zaten kuruldugu 77'den 84'e kadar heavy sonrasinda gunumuze kadar da prog metal grubu olarak biliniyor Holocaust!

Ücuncu single'lari Comin' Through 82’de cikiyor. Hafif punk esintisi ile bu da hizli ritmli guzel bir parca... 83'de live album var, onemi Metallica tarafindan cover'lanacak Small Hours'un ilk kez bu albumde yer almasi! Live dediysek bu dönem bazı gruplar seyirci sesini arkaya monte ederek sözümona Live albumler yapıyor. Ses kalitesi bunun da o tarz bir album olduğuna işaret ediyor, en azından bazı şarkılarda. Yani studyo albumu sayılabilir ki Small Hours dışında yeni parçalar da var. Acılıştaki No Nonsense, Jirmakenyerut adlı enstrumental ya da Long The Bell Will Toll gibi. İlk ikisi oldukca iyi parcalar…

84'te de ikinci uzun album No Man’s Land çıkıyor: Ilki kadar iyi olmasa da ayni turde devam ediyorlar yollarına... Şarkıların boyu kısalınca gene punk çağrışını yapıyor grup. Kotu yani harika vokalistleri Gary Lettice'in ayrilmis olmasi. Bu albumde de farkli melodik yapisi ile By The Waterside’a dikkat diyorum... Sonrasında grup dağılıyor. 87'de Metallica'nin small hours'u cover'lamasi grup icin yeni bir dogus oluyor. 89'da Sound Of Souls EP'si ile tekrar biraraya geliyorlar ama artık grubun merkezi Boston’a taşınmış, tarzları da bugüne kadar devam ettirecekleri üzere progressive rock. Bu şekilde ülke değiştiren epey grup var ama bu da anca başka bir yazının konusu olabilir. Holocaust’un kurucu üyelerinden gitarist John Mortimer, isim hakları da kendisinde olunca grubu kolayca yeni dünyaya taşıyıvermiş…

Bu kez kadro:

John Mortimer - vocals , guitar
Graham Hall - bass
Steve Cowen – drums

Burada Metallica’nın yorumladığı NWOBHM parçalarının bu dönemin hatırlanmasında çok olumlu etkileri olduğunu söylemek lazım. İşte bunun da ötesinde bir NWOBHM grubu cover’lanan bir şarkısı sonrasında yeniden aktif oluyor… Gerçi bu grubun aynı olduğunu söylemek çok güç, oldukça sert bir thrash albumu bu. Mortimer bu ilk EP’de vokali de kendisi yapıyor. Burada dikkati çeken 13 dakikalık Three Ways To Die şarkısı…

92’de Hypnosis Of Birds çıkıyor. Album cok iyi ama belli bir turde gitmiyor. Alternatif denemeler, hatta heavy rock var. 93’de efsane Heavy Metal Mania single’ı 12’’deki şarkılarla bu kez cd formatında çıkıyor. Hypnosis ve HM Mania single’ı birlikte, Ingiltere’de Spirits Of The Fly adıyla 96 senesinde yayınlanıyor. Süper bir album, özellikle açılıştaki Into Lebanon, Small Hours’un yeni Holocaust yorumu, In the Dark Places of the Earth ve Caledonia iyi parçalar…Kapanıştaki surprizse Metallica’nın Master Of Puppets’ı. Hep onlar mı NWOBHM şarkılarını yorumlayacak. Al bakalım:)

97 albumu Covenant ilk konsept albumu grubun. Özellikle salt heart super. Leper's Progress ve Alexander da diğer baba şarkılar. The Battle Of Soaring Woodhelven 16 dakikanın üzerinde! En progressive denemesi grubun…2000’deki The Courage to Be de aynı prog çizgide. Son album 2003’de çıkan Primal: Yeni grupların yapamadığını yapıyor Holocaust. 2000 soundunda sıkı old school thrash metal nasıl yapılabilirsa yapıyor, prog dozunu da azaltıyor. İşte Black Box, Made Rightous, Lost Horizons ve muhteşem Fools…

Mortimer’ın içindeki metal sevgisini takdir etmemek mümkün değil. Epeydir yeni bir haber yok, grubun resmi site ve forumunda… Ancak grup hala en azından aktif görünüyor…

9 Eylül 2009 Çarşamba

Ben 2 yaşımdan beri...

Metal söylüyorum!

http://www.youtube.com/watch?v=edWPj0N3w90

2 Eylül 2009 Çarşamba

Faideli metal adresleri!


Yurtdışında nerde metal dinlenir, plak alınır vs vs acaip önemli birşey bu! Ayrıca forumunda da Wacken'e nasıl gidilir tarzı hoş bilgiler var...

Arkalı önlü albüm kapağı isteyen buraya muhakkak tıklasın:)Çok zengin değil ama yüksek kalite resim arayanlara...

Orjinali kime ait bu şarkının? Girin, denemesi bedava... Bu bence harika bir site. Cover şarkısı kime ait ve bilinen gruplardan hangileri coverlamış, tür ayırdetmeksizin tüm bilgiler burada.

Bu album nasıldır acaba? Ama seçimlerin illaki subjektif olacağını aklından çıkarma sakın! Gene de hiç dinlemediğiniz grup ve albumler için bir fikir verebilir.

Son olarak da bu metal Resim Galerisi , bu Metal Poster Galerisi, aha bu da Metal Logo & Kapak lazım olursa…

1 Eylül 2009 Salı

Metal Art IV

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Cehennemin nispeten sevimli olanı!


Tekrar Britanya'nın NWOBHM gruplarını deşmeye başlıyorum...

Aslında tartışmasız prog metal yapıyor Hell . Ancak müzik tiyatral anlatım ve yoğun makyajla sunulunca, sözlerde de cehennem ve şeytan figürlerine ağırlık verilince metal dünyasında çok farklı bir yere oturuyor Hell. Sonradan korku metali ve black metal gruplarına örnek oldukları ve Mercyful Fate'le Iskandinavya’da patlayan ekstrem türlere esin kaynağı oldukları kesin! Ama muzik aleti kullanımları üst seviyede çoğu NWOBHM grubunda olduğu üzere. Üstelik sadece gitarlar değil, synthler de harika. Dave Halliday tıpkı King Diamond gibi muhteşem sesi ve falsetto yeteneği ile çift vokal yapabiliyor ama ekstradan kadın sesini taklit etme yeteneğine sahip!

Diskografi ve kadroya buradan bakabilirsiniz. Linkten görüldüğü üzere grubun tek resmi albümü 83’de çıkan ve en iyi şarkıları olan Save Us From Those Who Would Save Us 45’liği. B yüzünde de muhteşem synth’leri ile harika bir enstrumental olan Deathsquad var. Ayrıca 82 86 arası toplam 5 demoları yayınlandı. İkinci demoda şeytan vokalli Macbeth tiyatral parçaların en iyilerinden. Diğer favorim de On Earth As It Is In Hell. Scheming Demons’un kaydı oldukça iyi. Burdaki Macbeth yorumu ilk demodan daha başarılı. The Disposer Supreme de guzel. Demo III’de The Devil's Deadly Weapon hoş. Bu arada grubun parçaları genel de prog grupları kadar olmasa da uzun. 86’da çıkan son demodan da Land Of The Living Dead tüm demolardaki en beğendiğim parça. Üçüncü ve son parça Depths Of Despair de oldukça guzel bir ballad…

Üzücü olan grubun bir sürü demosu olmasına ve bir LP’den fazlasına yetecek şarkıları olmasına rağmen bir Lplerinin yayınlanamamış olması. Bu konuda oldukça bahtsızlar. 86 demosu sonrası Belçikalı Mausoleum firması ile album anlaşması imzalayırlar, ancak iki hafta sonra plak şirketi batıyor:-( Bu durum grubun da dağılmasına ve akabinde eşsiz solistleri ve gitaristleri Dave Halliday’in intiharına yol açıyor. O Dave Halliday ki Ingiltere’nin prestijli thrash gruplarından Sabbath’dan Andy Sneap’e gitar çalmasını öğreten adam. Daha önemlisi yukarıda bahsettiğimiz vokal yetenekleri…

Simdilerde grubun kalan üyeleri, 1987’de kaybettigimiz Dave Halliday’in sesi üzerine çalarak bir türlü yayınlanamayan LP’i tamamlamaya çalışıyorlar Miskatonic Plak firmasından. Sabbat ve Skyclad’dan tanıdığımız vokalist Martin Walkyier ve gene Sabbath’dan gitarist Andy Sneap de Dave’in yokluğunu hissettirmemeye çalışıyorlar. Yalnız ilk dinlendiğinde çok irite edici ve zaman zaman da ürkütücü olduklarını da söyleyeyim…

Bu arada metal arşivde Hell adında 8 adet metal grubu var! Bir ara bir istatistik çalışması yapalım…

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Özlü Sözler V: Sam Dunn (Müzisyen ve Yönetmen)


"Metali ya hissedersiniz ya etmezsiniz. Metal size o herşeye baskın gelecek gücü vermiyorsa, tüylerinizi diken diken etmiyorsa, siz bunu asla anlamayacaksınız demektir. Ama biliyor musunuz, anlamazsanız anlamayın. Çevremdeki 40.000 metal tutkununa bakıyorum da, biz sizsiz de gayet güzel idare ediyoruz."

Blog Notu: Efsane belgeseli Headbanger's Journey'den bu laf ama sonraki belgeseli Global Metal de en az onun kadar iyi