Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2010 Çarşamba

Elveda Cehennemlerin En Sevimlisi!


Epey kastim ilk seyrettigim maci hatirlamak icin. Sanirim 86-87 sezonu Diyarbakir maciydi. Okul tatilinde Istanbul'a gelmis, karli bir havada 3-0 yenmistik gibi kalmis hatirimda... 87'den sonra uni icin Istanbul'a geldim ve yiginla mac seyrettim. Avrupa Kupasi maclarini ise Canaydin donemine kadar hic kacirmadim. En sikintili donem CL'de gol atamadigimiz ilk yillardi bana gore. Ama kolay kolay hic bir takima nasip olamayacak kadar cok zafer yasadik, hem Evropa hem de Turkiye'de... Tromso macinin yasini ise birkac gun tuttum:-(

87'de Trabzon maci sonrasi cikan kavgalarda yanlislikla sivil polise saldirinca silahini suratima dogrultmustu, ne topuklamistim ama sonra:)) Gene bu yillarda bir TSYD macinda hareket cekerken yumrugum komserin yuzune denk gelince disari atilmistim, maci eski acikta tamamladim...

İlk kombinemi 96-97'de aldim, ta ki bu seneye kadar! Numaralida bir maci enisteyle izledim ama hatirlamiyorum. Yeni acikta iki dehset mac 88'deki Rapid ve Nosetel maclarini izledim:) Kapaliya yetmemisti param:( Teberrulu bilet fiyati acigin 8 katiydi!!! Alpaslan Dikmen tribununde de bir sezon kombineli takildim genclerle. Onun disinda kapalida cogunlukla GALATASARAY’ın RAY'ının altinda 26. sıra 71 nolu koltukta takildim. Ya da oralarda... Bir de dergide calisirken saha icine girmistim CL macinda, az daha benim yuzumden kulup ceza yiyordu:)) Sonucta her tribununde yer almisim en azindan…

Elveda,
Arif'in gogus istopu, Tanju'nun Rapid'e 2 m’lik yarma uzerinden ve Nosatel'e attigi kavisli goller, Tutuneker'in Yamuk yuruyusu, prekazinin konclari, Mami'nin HIRSI, Aslan yurek Rasit'in kanli dizi, Wunderbal Derwall (RIP), mac sonrasi basket anonslari ve Sergiye yuruyerek giderken yolda Mc Donalds Taksim molasi ve patlatmasi, yeni acikta dizi dizi davullar, Dakka 90 gol Hasan, Ugur'un Frankfurt'a attigi gol ve kapalidan ucan davul, Hayrettin'in Roma'dan yedigi rezil gol ve Papin'in kontralari, Kubi'nin mantar takima frikikten taktigi, Tugi'nin gol sevincleri, Cantona'nin pano tekmelemesi, Imparator FT, bermuda seytan ucgeni, Hakan'in presi ve kafa golleri, Vedat'in isirigi, Buyuk Kaptanlar ve Kucuk Kaptan, Amigo Mehmet Abi, Laylaycilar, Alpaslan Dikmen, uA, koreolar, Orjin kofte, ASY sokak, Opet ve Burger King tuvaletleri, KAPALI ve tabii ki kirik koltuklar;

Hepinize elveda:-(

Ne maclar yasandi,
Dunya cehennemi senle yasadi!
Elveda Sami Yen,
Artik gorusemeyiz yeniden:-(

19 Ekim 2010 Salı

Levsel'le Söyleşi!

Evet Levsel’in dehşet başarılı Nevizade Geceleri ve Ölüm Varmış yorumlarını koymuştuk bloga. Bu kez kendisiyle söyleşeyim derken iş büyüdü ve söyleşi GS dergisi Ekim sayısına giriverdi. Blogda da bulunsun diyerekten…

Önce kısa bir giriş: Levsel, Galatasaray aşığı olmanın yanında amatör bir müzisyen. Bir sürü gitar, davul ve karmaşık ekipmandan oluşan ev stüdyosunda yapıyor çalışmalarını. Alıyor GS tribün bestelerini, önce elektro gitarla çalıyor rifleri, sonra davul ve vokali harmanlıyor, ortaya alternatif heavy rock tadında eşsiz Nevizade Geceleri ve Ölüm Varmış yorumları çıkıveriyor…

Ve söyleşi:

- Levsel, müzikle ilgili çalışmalarından kısaca bahseder misin ?
Lise gruplarından sonra üniversite döneminde Taksim’deki çeşitli barlarda farklı gruplarla rock’n roll ve blues çaldım. O aralar yine kendi keyfimize göre daha sert müzikler yaptığımız beste grupları da oldu. Bir yandan da evde kendim bir şeyler yapıyordum. Sonra Amsterdam’a taşındığım vakit bir gruba dahil oldum. Bir E.P. çıkartıp konserler verdik. Şu an tekrar İstanbul’dayım ve yine birden çok grupla beraber çalıyorum.

-Nevizade geceleri, Ölüm Varmış gibi Galatasaray tribün şarkılarını, daha doğrusu bestelerini yorumlama fikri nasıl oluştu?
Yine Amsterdam’dayken, Amsterdam dışında Amstelveen’de bir arkadaşın evinde 2008 yılında Ali Sami Yen’deki Fenerbahçe maçını izledik. Nonda’nın kafasıyla kazandığımız maç. O maç bitti ben kendimi sokaklara attım, biraz içkiye de abanmışız sağa sola bağırıyorum, Fener’e çakmışız, şampiyonluğu yarılamışız, kolay değil! Sokakta çıt yok tabi, ufacık bir yer Amstelveen. Delirecem, yapıştım telefona İstanbul’u arıyorum önüme geleni, maç muhabbeti yapıcaz, galibiyetin tadını çıkarıcam! O an çok fena koydu gurbette olmak, şimdi dedim Sami Yen’de olmak vardı. Yutkunup eve gittik yapacak birşey yok. O aralar bayağı koymuştu Galatasaray’dan, İstanbul’dan, Galatasaray’lılardan uzak olmak. O dönemler düştü aklıma Galtasaray şarkıları yapmak yanlış hatırlamıyorsam.

-Nedir gurbet taraftarlığı, anlatsan?
Gurbet taraftarlığı sıkıntılı. Coşuyosun kuduruyosun bir ayar verebileceğin, ayar alabileceğin adam yok! Hani var tabi de, olduğu kadar. Bir Fener’liye bile hasret kalıyorsun ki giydiresin! Gerçi o 2008 şampiyonluğunu kanallarda bir tekneyle gezerek kutladık, bayağı bir inlettik Amsterdam’ı, o eğlenceli oldu.

- Galatasaraylılığın aileden mi geliyor?
Maalesef değil, babam Fenerbahçeli. Ama kendini bilmez olanlarından değil, Fener’li olduğundan çok futbol taraftarıdır. Oturup güzel maç izleriz beraber. Denizli – Fenerbahçe maçını izlerken Appiah’ın topu dışarı vurduğu pozisyonda benim dizlerim boşaldı, yere düştüm, nabız falan düştü, bir şeyler oldu. Peder bey maçı, şampiyonluğu falan bırakıp beni mutfağa taşıttı, maç bitene kadar orada tuttular beni. Gerçi maç bitti haberi geldiğinde yine ayılıp bayıldım o ayrı. Ben kendimi bildim bileli fanatik Galatasaraylıyım bir şekilde. Ankara’dan İstanbul’a taşındığımız günü hatırlıyorum, tam bizim 1987’de Eskişehir’le oynadığımız şampiyonluk maçı bitmiş, köprüden geçiyoruz, belediye otobüslerinin o küçük camlarından insanlar sarkıyor ellerinde bayraklarla şampiyonluğu kutluyorlar. İstanbul’a taşındıktan sonra okulum Florya’daydı, çekiyor demek bir şekilde. Yine ilk çalıştığım ofis Ortaklar Caddesindeydi, stadın dibindeydim. Takım otobüsünün geldiğini görür sonra giderdim maça. Hayatımın en mutlu günlerinden biri, takımın Atatürk Havaalanı’na Uefa kupasıyla indiği gündür.

- Kombinen var mı ?
Kombine hiçbir zaman almadım, yeni açık biletimi alır giderim maça. Bizim tayfayla sokakta içeriz, sonra ayrılırız ben yeni açığa geçerim, onlar kapalıya. Pardon, olimpiyat stadı senesinde vardı kombinem, kale arkasındaydım, almayanı dövüyolardı.

-Tekrar müzik! Nevizade Geceleri Rock versiyonunu Hollanda da mı yaptın ?
Evet Hollanda’da, Skibbe döneminde yapmıştım yalnış hatırlamıyorsam. Evde bir odaya doldurdum gitarları amfileri, bir laptopla hazırladım. Alet edevatın büyük kısmı İstanbul’da olduğu için kötüydü o kayıt. Sonra koydum youtube’a, millet çok sevmiş. Sırf benim yayınladığım yerlerde bayağı tıklandı, bir de insanların alıp koyduğu yerler de var. Bayağı bir yayıldı. Bir gün resmi sitede, bir gün forma tanıtımında kullanılmış. Zaten derdim de buydu, insanlara ulaşsın, gece kafayı çeken Galatasaraylılar coşunca açsın dinlesin, söylesin. Geçen ay da Ölüm Varmış Korku Varmış’ın rock versiyonunu yaptım, saldım internete. O da Hollanda’dan kalma bir fikirdi, buraya döndükten sonra yapmak kısmet oldu.

-Besteleri neye göre seçiyorsun , neden bu ikisini seçtin?
Bir kere Galatasaray ve Galatasaraylılık ile ilgili olan, Galatasaray’ı sevdiğimiz için söylediğimiz besteleri seviyorum. Diğer takımlara söylediğimiz besteleri değil, kendi takımımıza. Sonra kafamda rock formatında bir kuruyorum şarkıyı, iyi bir rock riff’i de gelirse tamamdır.

-Ölüm varmış korku varmış’ın kapanışındaki son paragraf tribünde söylemediğimiz bir kısım, ama çok da hoş olmuş bu haliyle…
O kısmı çok sıkı Galatasaray’lı olan bir arkadaşım yazdı, sözlerin samimiyetine çok inandığım için koydum.

-İki şarkıda da laylaylı bölümler var, seyirciyi pardon dinleyiciyi acaip galeyana getirici…
Var. Ben yazıyorum o kısımları. Lay lay bizim tribünde önemlidir. Tezahüratın pek coştuğu yerdir nihayetinde orası. Taraftar görevini yapar sözleri söyler, lay lay kısmında da eğlencesine bakar. Tezahüratta laylay esastır. Suratta acımsı ifadeyle söylenir.

- Başka tribün bestelerine de el atmayı düşünüyor musun?
Bir iki tane kendi yazdığım Galatasaray şarkısı var, fakat ben tribünün hali hazırda severek söylediği besteler üzerine bir şeyler yapmayı seviyorum. Aklımda yeni bir tane var ama bilmiyorum ne zaman yaparım.

- Tribünün profilini düşünürsen bu sert ve farklı tarzın sevileceğini düşünüyor musun ?
Valla ben Nevizade’yi yaparken hiç bu kadar sevileceğini beklemiyordum. Bizim bestelerin büyük coğunluğu ‘demode pop’ dediğimiz örnekler üzerine söylenmiş şeyler. İnsanlar o tona daha alışık tabi.

- Peki ileride bu iş nereye gider, kafanda neler yapmak var?
Tribünde severek söylediğimiz 8-10 bestenin rock versiyonlarını güzel bir prodüksiyonla bir cd’de toplayıp, taraftar albümü gibi Galatasaray’lılara ulaştırabilmeyi isterim. Bu yeni kaydı (ölüm varmış) biraz daha düzgün hazırladık, fakat video siteleri kaliteyi düşürerek yayınlıyorlar. Daha düzgün dinlenebilmesi için mp3 formatını da koydum gerçi. Düzgün bir prodüksiyonla bir cd hazırlansa, GS Store’da bulunabilse, stadda çalınsa... Daha da ne isteyeyim?

Not: İlk iki foto dergiden Tuncay Şen'e aittir...

24 Ağustos 2010 Salı

Ölüm Varmış Rock Mix by Levsel!



Levsel gene yapmış yapacağını:) Umarım biri bizim takıma da dinlettirir bunu...
Buradan
indirebilirsiniz afiyetle...

16 Eylül 2009 Çarşamba

Bart Koreo & Simpsonica


Cumartesi
günü tam
yapılabilse
BJK maçındaki
koreografimiz
böyle olacaktı
ve Bart kuşları
avlayacaktı...



Simpsons deyince
bir de bu var:)

The simpsonssss...

Hepsi tamam da
Lars olmamış ya da
konuk baterist
çalıyor:)

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Majesty


Ben buradaki kullanıcı adımı eskiden internet ortamında nick olarak kullanıyordum. Başlangıcı da 2000, 2001 yılları falan. Yıllar sonra rengi mor da olsa Galatasaray'ın formasının ismi oldu. Benimkinin isim babası Blind Guardian'ın ilk albümünün giriş parçası Majesty. Çok özel ve güzel bir parçadır.

25 Ağustos 2009 Salı

Kupa Bizim Gol Bizim




İşte bu kadar, kupa bizim gol bizim, bu iş buraya kadar
diye haykırmış Levent Özçelik, maçın tekrarını izlediğimde görmüştüm, o anda gözüm kulaklarım her şey karardığı ve kendimi kaybettiğim için.

Real Madrid'in o zaman müzesindeki tek eksik UEFA Süper Kupası. Genelde bir gala maçı şeklinde geçen Süper Kupa'nın özel bir anlamı var yani. Yine sükseli transferler dönemi Real'de. Luis Figo gelmiş Barcelona'dan, büyük tartışmalar içinde. Herhalde Real Madrid taraftarı çok rahat biçimde bekliyordu maçı. Galatasaray ise bir kaç ay önce rüyalarımızda göremeyeceğimiz bir zafer kazanmış, hala zafer sarhoşluğu devam ediyor, orada bulunmak bile ayrı sevinç kaynağı.

Kupayı aldığımızda ben Figo'nun ağladığını hatırlıyorum oturup. Roberto Carlos'u, devam eden sezonda yaşlandı diye eleştirilen Hagi'nin(Jardel yavaş Hagi yaşlı 2:0, Galatasaray-Milan) onu nasıl madara ettiği, belini kırdığını hatırlıyorum. Her türlü listede zirvedeydik, istatistiki, anket, popülerlik, sempati duyulan takım vs. listeleri. Sanki Avrupa Fatihi lakabını takanlar geleceği görmüşler gibi.

Şurada da birkaç kaliteli fotoğraf buldum;

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

5 Haziran 2009 Cuma

Welkom Riijkaard


Bizim jenerasyon Hollanda'nın üç lalesinin hastasıdır. O sebepten Hollanda milli takımı ve Milan'ın da sıkı takipçisidir. Ahanda Riijkaard GSın başına Hodja olmuş!

17 Mayıs 2009 Pazar

17 Mayıs Parken'i Asla Unutma Unutturma!

2000 mayısı... Kara haber tez ulaştı: “Baban kaza geçirdi!” Apar topar İzmir’e gittik. Babamın 4 omurgası kırılmış -ikisi paramparça-, bir hafta yoğun bakımda kaldı. 2 lt. kan verdiler, iç kanamaları telafi için. Günlerce İzmir’de babamın zor bulunan ve kendi tabiriyle asil olan kanını bulabilmek için gitmediğim yer kalmadı... Bu arada sık sık Kopenhag’a birlikte gideceğim arkadaşlarım arıyor, ben de“babam ölüm döşeğindeyken gidemeyeceğimi, satabiliyorlarsa biletimi satmalarını” falan söylüyorum. İki hafta sonra babam beni çağırdı ve “oğlum burada yapabileceğin herşeyi yaptın artık git, isteeer işine, isteeer finale!” dedi. Bunun üzerine doğru Istanbul’a, evime gider gitmez ilk işim kirli sakalımı uğrun inandığım “topsakal” a dönüştürmek oldu-:) ve tabii ki işe gitmedim!

Tribunden 4 kişi, maçtan 2 gün önce gidiyoruz, geri kalan arkadaşlar maç günü gelecek Kopenhag’a... Tüm Türklerin başarı temennileri ile kalktı uçağımız! İlk gün tur otobüsü ile öğlene kadar gezdikten sonra serbest kaldık. Ortalık tüm Avrupa’dan akın akın gelen Türklerle dolu, İngilizlerse bir elin parmakları kadar! Akşama doğru artık sokaklarda habire tribünden arkadaşlara rastlıyoruz. Gece olunca İngilizlerin publarda çoğaldığını gördük. Ortalıkta gezinen sözümona tv muhabirleri, uydurdukları yalanlarla Türkleri tahrik etmeye çabalıyor, şerefsizlikte başı $howtv’ciler ile TGRTciler çekiyordu. Bizim dolaştığımız sürede sıcak temas olmadı ve otele döndük. Ertesi gün, büyük gündü! Sabah kopenhag’a trenle gittik. Danimarkalılar ya laptopla çalışıyor, ya da birşeyler okuyorlardı. Derken bir tabloidin kapağında bizim tribunden bir arkadaşın İngilizlere saldırırkenki pozunu gördük. Medyanın istediği olmuş, kan akmıştı! Sonradan detayları öğrendik ki İngilizler epey hırpalanmıştı. Bu arada bileti olmayıp sırf olay çıkarmaya gelen gurbetçilerimiz de muradına ermişti...

17 Mayıs günü çoğu günübirlik gelmiş ve iyice çoğalmıştı İngilizler. Artık publara sığmıyorlar ve her zamanki gibi hayvanca içiyorlardı. Güya polis şehri ikiye bölmüştü ama Türk tarafındaki publar da İngilizlere ayrılmıştı! Maça sadece saatler kalmıştı. Öğlen saatlerinde nyhavn’da takıldıktan sonra tekne gezisine çıktık. Limana yanaşan teknedeki Türkler sarı çekerken, biz kırmızı ile ortalığı inletiyorduk. Peki ingilizler neredeydi? Her zamanki gibi pubdalardı, ancak sadece içmiyor bu kez sinsi bir saldırı hazırlığı da yapıyorlardı. İçtikleri 3 büyük pub, Taksim meydanını andıran ve Türklerle tıka basa dolu Tivoli’ye çok yakın, üstelik 3 ayrı yönden de kuşatmaktaydı bu meydanı. Cep telefonlarıyla haberleşerek, yerel holiganların da lojistik desteğiyle hızla Tivoli’ye aktılar. Beklenmedik saldırıdan çevre cafelerde oturan yaşlılar dahi nasibini aldı. Bu esnada magazinci Aykut Işıklar da sağlam dayak yemişti, Allahın sopası yok! Türkler ancak panikten kurtulduktan sonra mukavemet gösterebildi. Olaya dahil bir arkadaş daha sonra, “Koca bisikleti herifin kafasına indirdim, bir bok olmadı” diye özetledi yaşadıklarını. Siklet farkı ve aşırı alkol, herifleri birebirde üstün kılan ana etmenlerdi ve Leeds olaylarını daha iyi idrak etmemizi sağlayacaktı...

Biz nehir sefasını bitirip Tivoli’deki olayları haber aldığımızda artık çok geçti. Hacı olmuş ama gazi olamamıştık:( Türklerin önemli bir bölümü gezinirken, İngilizler topyekün saldırıp önceki gecenin rövanşını almıştı. Leeds maçı ve geceki Türk saldırısı da olayları tetiklemişti. Tivoli’ye ulaştığımızda sisten gözgözü görmüyor, kesif koku nefes almayı güçleştiriyordu. Önceki gün olay çıksa birşey yapamaz dediğimiz Dani polisi gerçekten seyirci kalmış, en sonunda gözyaşartıcı gaz bombalarını atmak zorunda kalmıştı. Meydan kırık sandalye ve kan izleriyle doluydu. Ancak türkler ve ingilizler birbirinden tamamıyla tecrit edilmişti.

Yapacak tek şey kalmıştı. Stada vardığımızda daha epey bir süre olmasına karşın Türklerin çoğunun geldiğini gördük. En başta saksı sulama uzmanı kamer genç olmak üzere yığınla milletvekili de oradaydı. Bu kan emici sülüklerin yerine parası olmayan gerçek taraftarları taşısalar ne güzel olurdu! Hevesle daldık stada! İçerde satın aldığımız birayı keyifle höpürdettik. Yerimiz de cillop gibiydi. Pankartımızı astık, bol fotoğraf çektik. Bu arada İstanbul’dan arkadaşlarla buluştuk, yanlarında uğur çekirdekleriyle! Yerimiz GS curvasında kalenin hemen çaprazında 4. sıraydı! Bu arada kapalı müdavimleri hemen arkamızdaki giriş kapısının üstüne konuşlandı, Sebo reis, Edip ve davul da gelince artık maça hazırdı tayfa:)

Ve asrın maçı başladı! İlk atak bizden geldi üstelik! İngilizler arada bir bağırdıkları için sesleri gür çıkıyordu ama biz sürekli bağırıyorduk! En önemli pozisyonda Hakan’ın topu direğe çarpıp dışarı gidiyor, gol gelmiyordu. Maçtaki üstünlüğümüz, eksik oynadığımız uzatmalarda rakibe geçmiş, ancak Taffarel’in son dakikalardaki inanılmaz kurtarışıyla maç başladığı gibi bitmişti. Uzatmalarda sürekli başlatılan “dağ başını duman almış”ın tek izahı yavaştan kendini gösteren RUHtu! Taraftar coştukça bağırıyor, asla yorulmuyordu...

Sıra geldi penaltılara ve RUH’un yardımıyla hakem bizim önümüzdeki kaleyi seçti. Zaten kupayı alacağımızdan emindim, ama bizim kale de seçilince aldık dedim! Tribündeki heyecanı anlatmak ise mümkün değildi. Arsenallilerin biri hariç tüm topları direğe nişanlamasının tek izahı da RUHtu! Stada gelemeyen milyonlarca GS’lının ve bizi destekleyenlerin duaları bir maneviyat duvarı, Ali Sami Yen’in “yabancı takımları yenmek” düstur’u doping ve Karıncaezmez’in sakat kolu da Tafi’nin inanılmaz kurtarışına destek olmuştu... Ve Popescu son sözü söyleyip maçı bitirdi! Staddaki herkes ağlıyordu. İngilizi üzüntüden türkü sevinçten! Ben hariç! Bir hafta boyunca babama o kadar çok gözyaşı dökmüştüm ki sanki kurumuştu yataklarım! Ve o penaltılar atılırken o staddaki en az heyecanlı kişi de buz adam Ergün değil, bendim! Çünkü hayatımın hemen her döneminde çok büyük bir acıdan sonra mutluluk yaşamıştım, işte ilahi yazgım bir kez daha tecelli etmişti :) Sonrasında stadda ne kadar kaldık hatırlamıyorum ama artık orası Ali Sami Yen’di! DJ tüm GS şarkılarını çaldı. Futbolcular dakikalarca podyumda dans etti, şarkılar söyledi. Herkes birbirine sürekli “kupayı aldık gerçekten di mi?” diye sorup duruyor, rüyadan ayıkamıyorduk. Dışarı çıktık ve şehre yürüye yürüye gittik.

Saatler baya geç olmuştu... Bu arada sarhoş bir Arsenalli ile ayak üstü sohbet ettikten sonra bir arkadaş üzerindeki replikas formayla adamın cillop formayı takas etti. Sonra da açık tek bara daldık! İçeri kafayı uzattık, 2 tane genç akustik gitar eşliğinde Oasis*’ten wonder wall’u çalıyor. Bu harika geceye uygun bir parça. “Today is gonna be the day (gün bugündür)...” Barın çevresinin ful İngiliz olması nedeniyle ihtiyatla girdik, arkamızdan diğer türkler de akın etti. Masalar hızla türklerle doldu. Biramızı içtik, sonra aşka gelip cimbom çektik. Öğlen sanki hiç bir şey olmamış gibi, birlikte şarkılar söyledik. “ ...you’re gonna be the one that saves me...(kurtarıcım sensin) Artık bar kapanmak üzereydi, içki servisi kesilmişti. Çıktık dışarı ve taksi aramaya koyulduk. Ancak istedikleri para fahiş olunca tren istasyonuna gidelim dedik. Ama son tren kalkalı çoook olmuştu. Yorgun bedenlerimizi istasyon banklarına devirip sabahki ilk treni beklemeye koyulduk. Hala etraf turk, sesler sarı kırmızıydı :) Hala…

* Oasis’ten hazetmem ama bu parca o geceye gitmişti…

Bloga daha önce benzer bir yazı daha asmıştık...

10 Nisan 2009 Cuma

We Are The Champions / God Bless You All!


We are the champions - my friends
And we'll keep on fighting - till the end -
We are the champions -
We are the champions
No time for losers
'Cause we are the champions - of the world -

1 Nisan 2009 Çarşamba

Yaşasın Tankard + Eintracht kardeşliği!

Tankard keyifli bir Alman thrash grubu olmasının ötesinde futbolla daha doğrusu taraftarı olduğu Eintrach Franfurt’la ilgili çıkardığı EP ile de tanınır. Bu arada NWOBHM gruplarından Frenzy’nin iki parcalık bir Blackburn Rovers single’ı var ki daha sonra yazacağım…

EP'de tamamı Eintracht Frankfurt'la ilgili 4 parca var ki en keyiflisi schwarz-weiß wie schnee tabii ki! Sözleri şöyle;

Du wirst nun 100 Jahre alt, ziehst mich in deinen Bann
Meine große Liebe, seit ich laufen kann.
In guten wie in schlechten Tagen steh'n wir stets zu dir
Ob Niederlage oder Sieg, deine Fans sind immer hier
Wir haben die Eintracht im Endspiel geseh'n, mit dem Jürgen, mit dem Jürgen
Sie spielte so gut und sie spielte so schön mit dem Jürgen Grabowski
Schwarz-Weiß wie Schnee, das ist die SGE
Wir holen den DFB-Pokal und wir werden Deutscher Meister, Meister
Schwarz-Weiß wie Schnee, das ist die SGE
Wir holen den DFB-Pokal und wir werden Deutscher Meister
Auf geht's Eintracht schieß ein Tor, wir woll'n dich siegen seh'n
Schwarz-Weiß sind die Farben, auf jedes Spiel wir geh'n
Von Haching bis nach Wattenscheid, überall war'n wir dabei
nie mehr zweite Liga - ein einziger Schrei

Turkce olarak, “100. yilina giren takimim kupayi alsın, şampiyon olsun ve bir daha ikinci lige düşmesin, yenilsen de yensen de taraftarin senle” diye özetleyebiliriz şarkının sözlerini...

Burada da harika goruntuler var. Önce tezahurat ardindan Tankard’a binlerce kişinin eşlik etmesi, tüyler ürpertici, olağanüstü anlar… Yaşasın futbol metal kardeşliği, gelsin biralarrr… Bir de daha önceden yaptıkları Forza SGE şarkısı var ki hem şarkı hem klip enfes!!!

Bu arada biz bu Eintracht’ın Yeboah’lı ve sonradan Fbye gelen Okocha’lı kadrosuyla 92’de UEFA ikinci turunda karşılaşmış, dışardaki maçta 0-0 berabere kaldıktan sonra Sami Yen’de Ugur Tutuneker’in golü ve ardından kapalıdan aşağı uçan davulla birlikte eleyivermiştik diyip konuyu GS’la sonlayalım:-)

27 Şubat 2009 Cuma

Gümüş kılıçtan 4 darbe!

Dun maca Isvec’li yeni favorim Grand Magus’tan Silver into steel’i dinleyerek hazırlandım. Epik müzik şaheseri bir parca! Dinle dinlet…

http://www.youtube.com/watch?v=UVttLgDj5F8

…Time is at hand
Of triumph and sense
A revenge for the times of despair

Silver into Steel…

Eh dunku GS da gumusten yapilmis kilicti mubarek, son vurus icin final sahnesini beklemesi de işin heyecan boyutu olsun… Cimbomum yolun açık olsun…

5 Şubat 2009 Perşembe

Doğum günün kutlu olsun Hagi:-)


Foto http://www.thewallpapers.us/ sitesinden alınmıştır...

4 Ocak 2009 Pazar

Nevizade Geceleri Altin Fici Rock Remix by Levsel

Amsterdam'daki dostumuz Levsel (ex Ye$il recetE) yapti gene numarasini, buyrun size Nevizade geceleri! Stay hard stay heavy & stay with GALATASARAY!


Giden her sevgilinin ardından hep biz olduk el sallayan....
Haykırsak duyarlar mı sesimizi? Hangi sevdadan galip çıktık ki!...
Yürüyoruz sessiz ve kederli Nevizade geceleri.
İnletiyoruz hep çıkışında İstiklal Caddesi'ni...
Boşuna çekilmedi bunca çile, içiyoruz gündüz gece
Haykırdık ama duymadı hiçkimse peşindeyiz heryerde!
Zaten aşklar hep yalan dolan. Sonu hep acı hüsran...
Bize her sevdadan geriye kalan; sadece GALATASARAY...

Burdan mp3’unu inndirebilirsiniz…

24 Kasım 2008 Pazartesi

Defender!


Ride like the wind, fight proud my son.
You’re the defender God has sent!

Voice by Orson Wells, song by Manowar…

19 Eylül 2008 Cuma

HAGI: Buyuk Romen dusunuru!

Daha once bize Arrows Rock anilarini aktaran Levsel’in eski bir projesi Ye$iL RecetE. Buradan 5 parcalarini dinleyebilirsiniz! Genelde sample’larla hiphop denemeleri yaparlardi bir arkadasiyla pc başında. Ama Bitli Rapunzel diye bir parca var ki sapina kadar Endustriyel Metal. Sözleri ile de blogumuzun bas kosesine oturur, kimse de kaldıramaz valla...

Önce sözleri,

OLUM – Hersey bitti
RECETE – Kicindaki et beni
ALKOL – Kotuluklerin anasi
TAKSIM – Mezarlikta halk gunu
HAGI – Buyuk Romen dusunuru
FENER – El feneri

Hagi gibi cakar, receteyi yazar, olum bizden evvel gelir, cosar, cosar...

Bitli rapunzel...


Seferberlik zamani
yedigim it olusu aklima geldi.

Kafayi koydum sepete
Sepeti sarkittim bakkala
Rapunzel’in alnina para basmis bakkal,
yanina da iki ekmek koyup...
Ceeekk...!

OLUM – Hersey bitti
RECETE – Kicindaki et beni
ALKOL – Kotuluklerin anasi
HAGI – Buyuk Romen dusunuru
TAKSIM – Mezarlikta halk gunu
FENER – El feneri

Hagi gibi cakar, receteyi yazar, olum bizden evvel gelir, cosar, cosar...

Bitli rapunzel...

Sonra kendisi...

Levsel'e ve Hagi ilustrasyonu için Sokarca'ya tsk...

13 Eylül 2008 Cumartesi

Rahat Edesin Gittiğin Diyarlarda : Metin Oktay



Seni anlatmaya bizim kelimelerimiz yetmez Taçsız Kral. Armamız... formamız... renklerimiz...herşeyimiz... Huzur içinde yat.

26 Haziran 2008 Perşembe

Rahat edesin gittiğin diyarlarda II!

Türk futbolunu makus talihinden kurtaran, bugünlere gelmesinde en fazla payı olan, altın kalpli, altın gülüşlü Herr Derwall'i de saygıyla anmak lazım! Herşey seninle başlamıştı...

11 Mayıs 2008 Pazar

Gurur Duyuyoruz


Yaşadıkları her türlü olumsuzluğa rağmen her an savaşan ve bize Şampiyonluk mutluluğunu yaşatan takımızla GURUR DUYUYORUZ. Çok Teşekkürler

10 Nisan 2008 Perşembe

Golu atan oyuncumuz 666 numara Steeeeve? "HARRISSSS"!

Sene 98. Zaten teması futbol olan Virtual XI turnesi kapsamında babaların babası Iron Maiden’ın durağı Istanbul’dur. Gittiği ülkelerin milli takım formalarını giymesiyle bilinen Westham Utd. delisi Steve Harris’e bu kez GS formasını giydirmeyi kafaya koymuştur Korhan Demirkaya kardeşimiz!

Konser sonrası kaldıkları otelde Güvenlik Şefi Wally’e sarı kırmızı parçalı formayı göstermek yetmiştir içeri girip Steve Harris’e ulaşmak için. Sonrasında GS’a transfer olan yeni futbolcu edasıyla pozunu verir Harris. Forma numarası ise tabii ki “six six six The Number Of The beast”dir:)

Korhan sonra Maiden’ın ardından deplasman kovalamaya devam eder. Hatta bir forma da Milano’da verir Steve’e. Artık bir sonraki adım Orjin Adem’de kutsal köfteden tattıktan sonra ASY kapalısında hep beraber omuz omuza yapmak olmalıdır!!!

Bu arada bendeniz de bas gitar çaldığımdan Maiden deyince ilk aklıma Steve Harris gelir. Dolayısıyla Korhan’ın anısı benim de anımdır, bana da çok özeldir… İki elektro gitarlı bir grupta bas gitarla ana müziği böyle domine edebilmek müthiş bir iştir, her yiğidin harcı değildir. Bunu bir de Helloween’de Groskopf yapabilirdi…

Not: Sevgili Korhan Demirkaya kardeşimize foto ve anısını paylaşma imkanı verdiği için çok teşekkürler…

15 Şubat 2008 Cuma

Obey your master, MASTER!



14 Şubatta Galatasaray kapalısının kareografisini andıktan sonra iki gün önce bu sefer eski (yeni) açıkta sergilenen gösteriye değinelim... 2000 de gelen UEFA ve super kupa, 2002’de gelen dünya üçüncülüğü sonrası Türk futbolcusu öyle bir şişirilmişti ki hala kendine gelemedi. İşte Kalli 90 başlarında geldiği ilk GS’daki disiplini kurma adına bu yıl inanılmaz işler yaptı. Kadro dışı bırakmaların nihayetinde GS genç ve yerli ağırlıklı bir kadro ile tekrardan disipline olmayı başardı ve şimdi eski günlerdeki gibi Alman ekolünü doğru uygulayan takım olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. İşte tıpkı Corleone ailesi gibi GS’da arada bir tökezlese de BABA olduğunu haykırdı Leverkusen’a. Alman liginin en golcü ikinci takımına kaleyi göstermedi. 93'de bu filmin ilk bölümünü Frankfurt'taki Eintracht maçında da izlemiştik! Bu müthiş gösteriye Metallica’dan nakarat seçenler ne güzel yapmış:-)