25 Temmuz 2008 Cuma

Nice yıllara blog:-)


Birinci doğum günümüz kutlu olsun mu, olsun:)))))))

23 Temmuz 2008 Çarşamba

5'i 1 yerde:-)

Daha önce Arrow Rock'dan bahsetmistim. Aha Levsel yazısını yolladı, buyrun bol metal ustu az futbola:-)

Ilani gorunce elimi ayagimi nereye koyacagimi bilemedim. Dile kolay; Kiss, Twisted Sister, Motorhead, Def Leppard, Whitesnake. Bunlar yogurmus hamurumuzu. Simdi hep beraber el ele tutusup bizi gormeye gelmisler. Hem de burnumuzun dibine, Amsterdam’a 150 km mesafe, Nijmegen’e.

Hemen bi Cecartakus’u aradim once. Adam Londra’da egitimde. Soole dedim: ‘’Kardesim Cecartakus, boyle boyle burada konser var, elinde bi is varsa birak, siki tutun gruplari sayiyorum’’. Ve saydim. Bi gurultu geldi telefondan, bisiiler devrildi kesin. Meger bizzat kendisiymis. Geri geldiginde ‘’ abi aksama ordayim, ver ayari’’ buyurdu. Kapattim telefonu, aldim biletleri. Cecartakus aksama geldi. Gece boyu ictik, on kutlama hesaabi.

Sabah erken hortladik, yol gidicez malum. Firladik Central Station’a. Aldik iki adet ikinci sinif Nijmegen bileti, bindik trene. 1.5 saat falan sonra vardik Nijmegen denir kasabaya. Konser alanina giden bir otobus varmis, ona bindik tikis tikis, Kiss, Motorhead logolari havada ucusuyo. Bes dakika sonra vardik mekana. Devasa bir park konserin olacagi yer. Basladik oklari takip ederek ilerlemeye. Kisa bir yuruyusten sonra kontrollu bir sol yaptik ve gozlerimize inanamadik. Binlerce insandan olusan kuyruk! Olmasin diye cok dua ettik ama evet, giris kuyrugu bu. Nasil tarif edeyim; kuyrugun eni herhalde 100 metre falan, boyu izahtan vareste. Kapinin orda dort bes metrelik harflerle‘’WILKOM’’ falan birseyler yaziyo, bizim ordan ancak gozleri kisarak falan okunabiliyo. O derece!. Gel gor ki yapacak bisii yok.

Cecartakus Turk usulu gotum gotum ilerleme sistemini onerdi. Denedik bi sure ama baktik ki oyle de olacak gibi degil. Neyse ki hizli akti o devasa serit, 1 saat kadar sonra falandi kapidan giris yapabildik. Reo Speedwagon gitti bu arada gumburtuye, o oldu!

Iki sahne kurmuslar, grubun biri birinde calarken digeri diger grup icin hazirlaniyo. Calan grup setini bitirdigi esnada diger sahne start aliyo. Oyle seri bi sistem var. Sahneler karsilikli duruyo bu arada, aralarinda epey bir mesafe var. Sahneleri ‘’yeni acik’’ ve ‘’eski acik’’ diye isimlendirmemek icin hic bir sebep yok cunku konumlari birebir tutuyo.

Oncelikle icki isini bir cozume kavusturmamiz gerekiyor malum. Bira standlarinda para gecmiyo, ‘’munt’’ tabir edilen kucuk mavi zikkimlar var. Onlardan almak gerekiyo siraya girip. Gerci makinalar da var ama komple Dutch izahat verdigi icin bi bok anlamiyoruz onlardan, essek gibi bekliyoruz sirayi. Onu da hallediyo muyuz bi sekilde, hah iste tam o sirada eski acikta Gotthard giriyo mevzuya. Benim cok bi alakam olmamisti Gotthard ile o gune kadar fakat pek siki ciktilar, milleti bayaa bi isittilar. Gerci onlar isitirken, sicim saganak sogutmuyor muydu gerisin geri?. Sogutuyordu. Olsun, kuzey havasi bu, yapacak bisii yok. Gotthard mevzuyu baaladiktan sonra Journey yeni aciktan ses verdi. Fanatik bir Journey tayfasi haricinde, herkes asil mevzu icin enerjiyi saklamaktan yana oy kullanmisti. Benim dikkatimi ceken Journey’nin bir saatlik sete bes ballad sikistirmasi oldu. Tamam ballad ama bir yere kadar be abi, versene tam gucu, gun Rock’n Roll gunu. Yok!

Journey tum sevgililerine askini teker teker haykirdiktan sonra, Kansas mevzuya daldi. Tek goz gitarcilari ve hiperaktif kemancilari ile buyuk tat verdiler. Yillarin eskitemedigi klasik ‘’Dust in the wind’’ muhtesemdi. Tek basina Journey’nin bes balladina bes basti. Tabi takir tukur yaziyorum bunlari ama; saatler geciyo aradan, saatlerin arasindan da su gibi bira, araya bir iki baska sey de atiyoruz, nooluyo? Henuz Def Leppard arz-i endam etmeden zurna gibi oluyor, Elizabeth Taylor’a kesiyoruz. Hatta bir ara boyle Mad Max’ten firlamis araclar basiyo meydani, araclardakiler de birebir o model. ‘’Lan abarttik mi o kadar’’ falan derken goruyorum ki hepsinde Kiss makyajlari var. Problem bizde degil yani, bilete dahil bir animasyon mevzu bahis meger.

Def Leppard start aliyor. Efsanevi tek kurek yalova davulcu Rick Allen ve basci Rick Savage defansta, hemen onlerinde Holy Diver Vivian Campbell, hucuma yonelik orta saha Phil Collen ve forvette Joe Elliot, 2-1-1-1 seklinde cikiyolar sahaya. Birbiri ardina patlatiyolar eski bombalardan, Pyromania agirlikli. Her bi boku caliyolar da, bi Foolin’ calmiyolar arkadas, kasitli midir nedir, ona cok bozuluyorum. Def Leppard yorgun dusmus onu goruyorum net, onu soyleyebilirim.Yillar agir gelmis babalara. Herkesi anliyorum da Vivian Campbell niye boyle onu anlamiyorum. Takim iyi calismiyor dedikodularini dogrularcasina, bir isteksizlik, bir ‘’bitse de gitsek’’ havasi. Yakismiyor.‘’ O forma kutsaldir, nasip olmaz herkese’’ diye bagirasim geliyor, bagiramiyorum. Finale on dakika kala, Twisted Sister icin yer kapma mucadelesi adina Def Leppard’i orada birakip, eski aciga dogru yola dusuyorum.

Eski acikta hayvan gibi bir pankart karsiliyor bizi: ‘’YOU CAN’T STOP ROCK’N ROLL”. 1983 model ama bugune kadar tik demeyen bu slogan daha bi guc veriyor, olabildigince one varmak icin yirtiyorum kendimi. Hedefe on metre kadar kala Dee Snider ve cetesi bariyerlerin ardindan firlayip ‘’You can’t stop rock’n roll’’a giriyorlar. O andan itibaren hersey bambaska oluyor.

NOW YOU CAN RIDE IT HIGH
AND YOU CAN LIGHT THE WAY
LIFT UP YOUR HANDS IN PRAISE
YOU CAN'T STOP ROCK 'N' ROLL

Dee Snider boyalari cikarmis, tum cirkinligiyle karsimizda. Twisted Sister zipkin gibi, mitralyoz gibi. Sarkilar makinalidan cikan kursunlar gibi geliyor. Saklanacak yer yok. Destroyer, Under the blade, The kids are back, We’re not gonna take it ortaligi cehenneme ceviriyor. Yaralilar var. Dee Snider hala dunyanin en iyi vokalistlerinden biri. Frontman olmak icin iyi sarki soylemekten cok daha fazlasinin gerektiginini kanitlarcasina duruyor sahnede. Seyirciye ‘’ Yuruyun Almanya’yi almaya gidiyoz’’ dese, bir kisi de ‘’siz gidin benim isim var yarin’’ demeyecek. Oyle dialogu var seyirciyle. Twisted Sister’in efsanevi takipcileri ‘’Sick mother fuckers’’ bosuna daglari delmemis bu adamin pesine.

Tum set boyunca bir saniye dusmuyo tempo. Sonlara dogru Snider’in gozu eski acigin onunde toplanan Whitesnake fanlarina takiliyor. Hic sozunu sakinmadan ‘’orda bi bok yok, boyle gelin olay burda’’ diye baariyor. Ben iyice zil zurna oluyorum bu sirada tabi. Benim gozumle Snider eski aciga ‘’SARIIIII’’ diye baariyor, ‘’KIRMIZIIII’’ diye mukabele geliyor. Ben de donuyorum, ben de baariyorum Snider’la beraber: ‘’SARIIIII’’, karsidan cevap “KIRMIZIII”.

“EN BUYUUUK” diyoruz,
“CIM BOOOMMM”
“SAMPIYONNN”
“CIM BOOOMMM”

Coverdale’de mi baariyor ne diger taraftan, tam secemiyorum onu ama...

Ve finale geliyoruz. Snider kaldiriyor kolunu, “ I WANNA ROCK’’ dedigi anda ortalik tekrar birbirine giriyor. Bitirdiklerinde kimsenin soyleyecek tek sozu yok, kicimizi yirtana kadar aniriyoruz tesekkur icin. Rock’n Roll icin...

Whitesnake basliyor diger tarafta. Olesiye bitkinim, cimenlere yatiyorum, dev ekran yardimiyla takip ededbiliyorum Whitesnake’i. Whitesnake bildigimiz Whitesnake. Usta isi caliyorlar yine, Reb Beach gitarda, Coverdale onde. Turnuva takimi huviyetinde. 1-0’a oynuyolar.

Akuyu biraz sarj edip, tekrar yeni aciga dogru yollaniyorum. Mevz-u bahis Motorhead. Efsane sahnede olacak birazdan: Lemmy. Amfetamin’e fazla asilmasi sebebiyle Hawkwind’den sutlanan ve Motorhead’i kuran Lemmy. Amfetamine mi Hawkwind’mi tesekkur etmek gerek onu da bilemiyorum. Yine one dogru ilerlerken aniden patlak veriyor olay. Hic acimadan direk Ace of Spades ile giriyorlar. Meydan er meydanina kesiyor. Pogonun siddetini tarif etmek zor. Sirtimda cantam, havuza atlar gibi birakiyorum kendimi arbedenin ortasina. Kan govdeyi goturuyor. Bir ezilme, bir olum tehlikesini gecip ucuncu soldan cikiyorum curcunadan. Davulda Mikkey Dee var ki nezdimde davulcularin aga babasidir. O bir yandan veriyor ayari, veremli sesiyle Lemmy diger yandan. Gerci Lemmy biraz keyifsiz gozukuyo ama olusu yetiyo hepimize. Yeni acik buyuk bombasi KISS’i hazirliyor bu arada...

Motorhead’i yarida birakamadigim sebebiyle KISS icin yeterli hazirligi yapamiyor, biraz uzaktan izlemek zorunda kaliyorum. KISS bu , dile kolay tam 35 sene, hala kic tekmeliyorlar. “ You want the best, you got the best” slogani arkada, efsanevi “the loudest band in the world: KISS” takdimiyle cikiyorlar. Kostumler sabit, makyaj yerinde duruyor. Gene Simmons firtina gibi, bi yandan kendi isiyle ugrasiyor, bir yandan grubu surukluyor diger yandan da diliyle sinek yakaliyo. Her ne kadar heryere yetismeye calissa da, “Space” Ace Frehley’nin yoklugu her saniye hissediliyor. Yine de KISS tarih gibi dikiliyor karsimizda. Artik dizlerimin bagi cozulmek uzere, son bir istegim var : I love it loud. Maalesef calmiyorlar. Benim aku bitiyor, bayiliyorum orada.

Sabah copculer uyandiriyor, donus trenine biniyorum. Kafayi camdan cikariyorum, SARIIIII diye bir ses geliyor uzaktan, bulamiyorum kaynagini. KIRMIZIIIII diye bagiriyorum park tarafina dogru. Tum tren “ hayirdir insallah”gozlerle bana bakiyor...

Yazı / Foto: Levsel 'the Ye$iL RecetE'

Hanginizin var böyle 'comic' dergisi?

Metal Sözlük # 7 : Stage Dive (Sahne Dalışı)!

Aslında adından anlaşılıyor; Metal konserlerinde önde yer alan mutlu azınlıktan kafası iyi olanın sahnedeki badigard’ları ekarte ettikten sonra seyirciyi havuz sanıp kendini seyircilerin üzerine salmasıdır. Hayır Ankara’da metalin yeni yayıldığı dönemlerde henüz buna hazır olmayan kitle, daha koltukları sökülmemiş salonda geri çekiliverince kafasını gözünü patlatan da çok olmuştur:) Zaman zaman grup elemanları, çoğunlukla da müzik aleti olmayan solistlerce gerçekleştirilmesi, konserin tadından yenmez olması demektir.

18 Temmuz 2008 Cuma

Bakakalırım Giden Tanrıların Ardından II: Veee sahne!

Konser Nostradamus’un açılış parçası Dawn Of Creation’la başladı. KK Dawning tam önümüzde çalıyordu ki 93’de Inönü’de Hammet’ı capcanlı gördüğümdeki duygularım depreşiverdi! Derken Halford asansörle yukarı çıktıktan sonra muhteşem metalik cüppesi ile ağır ağır indi sahneye. Bundan öte bir karizma olabilir mi? Açıkçası ilk şarkıların son albumden olmasının da etkisiyle şarkılara değil direk elemanlara kitlendim, adeta büyülendim.

Çocukluk idollerimizden Judas’ın asi çocuğu, olağanüstü soloların sahibi K.K. Dawning’in kıyafeti de taaa Defenders dönemindeki deri kıyafetin aynısıydı. İnanılmaz tatlı mimiklerle seyirciyle tek tek göz iletişimi kurdu. Bir şarkı arasında arkamda birini işaret ediyordu, sen iyi bir dinleyicisin gibisinden.
.
Derken Metal Gods başladı! 40’ına yaklaşmış bedenim yıllar öncesinden gelen bu gençlik iksirinin etkisiyle silkindi. Artık headbang kifayet etmiyordu. Ön taraflar yıkılıyordu! Ve en sevdiğim Defenders albümünün, az sevdiğim Eat me alive’ı! Ama yorum kesinlikle orjinalinin çok ötesindeydi, sonlardaki dur kalklar, Halford’un vokal oyunları ile harika bir canlı performanstı. Veee “Breakin the what? Breakin the law!” Size artık seyirciyi anlatamam. Ayaklarım yerden kesildi, gözlük uçtu, hayır beynim uctu. Bu şarkıdan sonra bedenim yorgunluğa ve subların basıncına daha fazla dayanamayacağından arka locadaki akranlarımın yanına gittim ki Ezequiel, eşi, BooRock ve Senyor Devioli de oradaydı:)

Setlistin tek slow’u Angel, abilere dinlenme molasıydı diyelim. Ardından Electric eye gelince ortalık tekrar yıkıldı… Sinner ve painkiller’da Halford ses sınırlarını gene zorladı. Halford, hemen her şarkıda eğilerek söylerken herkes bunu bir tarz gibi algıladı, halbuki 57 yaşında hala çığlık vokalli parçalarını mükemmel yorumlayabilmek adına, diyaframını kasıyordu bu hareketle! Dünyada bir eşi benzeri olmadığını canlı canlı gördük! Bu arada sahnede minimum hareket ederek eforu sesine sarfetti. Sonlarda Türk bayrağı ile çıkışını “yıllardır gelemedik özür dileriz” diye algıladım. Derken gene bir Judas klasiği, ortada açılan kapıdan motoruyla Halford geldi sahneye ve Hell bent for leather’ı söyledi.

O yeeee o yeeee: Işte Halford’un seyirciyi kendinden geçirme seansları başladı. Seyircinin taklitteki başarısı üzerine Halford farklı melodilerle şansını denedi, ama her söylediği aynen iade. Vee o yee’nin sonu her zamanki gibi You got another thing comin’! Bizim loca bu şarkının son şarkı olduğunu söyleyince uzunca bir süre itiraz ettim. Epey bir Priest diye inlettik, ‘bis’ istedik ama ekipmanlar toplanmaya başlayınca çaresiz yığılmışız minderlere...

Tüm güzel şeyler gibi bitti! Başta dediğim gibi bir daha geleceklerini, gelselerde böyle performans göstereceklerini sanmıyorum! O yüzden gelmeyen çok şey kaçırdı, ama en başta metal dinlemeyen, küçük gören, ekseninden metali geçirmeyenler kaçırdı! Neyi mi? Ke-çi-le-ri!!!

17 Temmuz 2008 Perşembe

Bakakalırım Giden Tanrıların Ardından I: Konserin evveliyatı!

Judas konserini duyduktan hemen sonra blogdan Ezequiel ve Mankind Terror ve diger dostlarla haberlestikten sonra aldık bileti ama “Avrupa turnesinin son konseri, ya iptal olursa!” diye de epey endişelendik. Hele konserin sponsorlarından biri de maalesef ki metal düşmanı Radyo Eksen olunca. Yıllardır ülkemizde modern bilmemne adı altında aleni rock / metal düşmanlığı yapan, saçmasapan listelerinde üç beş hıyarın beğenisi doğrultusunda britpop zırvalıklarını beyinlere dikte eden ve en sonunda ülkedeki epey insanın müzik eksenini yerle yeksan eden kanal!

Üstüne Masstival ve Metallica konserleri açıklanınca, Judas Priest bilet satışları sekteye uğradı.Konsere az bir süre kala Eksen’in abisi NTV indirimli bilet satarak yaramıza tuz bastı. Konser mekanının önünde elindeki 0 bedelli biletleri satan, ya da indirimli aldığı biletlerden para kazanmaya çalışan da vardı. Bir tarafta hemen tüm bilboard’ları kaplayan Metallica öbür tarafta Judas. Bilet işini organize edemeyen BKM’ye de yuh olsun:(

Bu arada metal forumlarında Judas’ın değerinden bihaber mahlukların bütün konser muhabbetini cinsel tercihler çevresinde şekillendirdiğini görmek de ayrı bir kederdi, ulan adamların müziğine bakın lan:(( Ama olsun, tüm yel değirmenlerine inat Boğaz Heavy Metal’le inleyecek! Bu sesi kısmaya kimsenin gücü yetmeyecek!!!

Sonradan duydum ki metal düşmanı Eksen konser nedeniyle bol bol Judas çalmış, Metal Tanrısının asası yok, işte böyle yapar adamı:-)))

İşte bu ruh halinde gittim konsere! Kuruçeşme’de her yer ‘metal head’ kaynıyordu, 20’sinden 50’sine.Bir kaç sarhoş genç dışında gayet de nezih bir güruhtu. İçeri daldık. Mekan bir metal konseri için ideal. Daha önce pop konserlerindeki portatif tribunler sökülmüş, dev bir sahne, iki yanda dev ekranlar. Sağın boğaz, solun orman: Nerde Judas?

GS tribününden konser sektirmeyen blogumuzun yazısız isyankarı Mankind Terror ve eşi ile Alpagut saat dört (çüş) gibi intikal etmiş, sahnenin deniz tarafındaki devasa sub’ların önüne konuşlanmışlardı. Derhal yanlarına gittim. Duydum ki Eksenin metal DJ’i Çağlan epeydir güzel parçalar çalıyormuş. Ben oradayken de Motley’den Girls Girls, WASP’den Love Machine gibi bence grupların zayıf parçalarını çalsa da 80’lerin yüzü suyu hürmetine iyiydi diyelim, netice de eksen işte eksen!!!

Devam etmek zorunda bu yazı!

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Aday(lar)ımız Beavis'tır, Butthead'dir!



Evet Amerikanya seçimlerinden baydık, bizim adaylarımız bunlardır. Vaatleri de kampanya afişinde var, Amerikanya'ya yakışan başkan olurlar. İkisinin IQ toplamı Bush'u aşar, aksiyon toplamı fark atar... hıhıhı hıhıhı ...

11 Temmuz 2008 Cuma

Değiştik... Çok değiştik... Onlar da değişti...


Senyor Devioli yazmış, içinde ben de varım nasıl olsa diyerekten rötüşlayarak aldım bloga…

1993… Konser için Türkiye’ye geleceklerini duyduğum zaman dudağım uçukluyor!.. Aylar öncesinden hazırlıklara başlıyorum. Daha doğrusu, başlıyoruz… Şimdiki gençlik şanslı; o zaman bırakın internetten bilet satışını, bilgisayar bile yok! Para da… Zar-zor denkleştirip, normal bir ailenin bütçesini bile sarsacak kadar pahalı olan saha içi girişini garanti altına aldıktan sonra, kıçımız tavana vuruyor! Üstelik, askerde olan Emrullah’a bile bilet ayarlıyoruz!.. Tam hatırlamıyorum ama, bilet fiyatı, standart bir memur maaşının dörtte biri kadar… Sıra, “Ankara’dan İstanbul’a nasıl gideriz?”e geliyor. Sanıyorum Mavi Tren’di 23.00’te kalkan… Biletleri ayarlıyoruz. Jeho İzmir’den arabayla; ben, kız arkadaşım ve Emrullah trenle gideceğiz; Blood RED’le İstanbul’da buluşacağız. Haftalar öncesinden, giyeceğimiz tişörtleri bile ayarlıyoruz.

Sonra… Beklenen gün… Mavi Tren’e biniyoruz… Biniyoruz da…
Trenin neredeyse tamamı, konsere giden, “siyah giyen insanlar”dan oluşuyor… Arada gariban birkaç aile, korkudan gıkları çıkmıyor... Sigara yasağı yok; vagondaki duman bulutundan yanınızdakini bile görmeniz olanaksız… Diğer yandan, sınırsız alkol tüketimi… Uyumak da yasak! Zaten, uyu uyuyabilirsen…
Bir sürü biletsiz; kondüktörü gören tuvaletlere veya diğer vagonlara kaçıyor. İşin ilginci, hiçbiri yakalanmıyor. Sıfır uyku ve üzerimize fena halde sinmiş sigara kokusuyla İstanbul’a varıyoruz.

Hayranı olduğumuz grup sahneye 21.00’de çıkacak ama biz heyecandan, öğle saatlerinde İnönü Stadı çevresindeyiz; binlerce insan gibi… Siyah-beyaz Beşiktaş’ın maçları bile, İnönü’de bu kadar siyah giyen insan görmemiştir! Maçka Parkı’nda “İçeri ne zaman girelim?”in tartışmasını yaparken, davulun akor sesiyle irkiliyoruz… “Oha! Buraya bu kadar ses geliyorsa, içeride nasıldır lan?” Acemiyiz tabi... Gaza gelip, haydi yallah içeriye!.. Kuyruğa giriyoruz. Bu sırada, bir heavy metal konseri öncesi jöle satmaya çalışan lavuklara rastlıyoruz ve dayak yemekten zor kurtulduklarına şahit oluyoruz… Görevliler, konser biletlerini sticker gibi tişörtlerimize yapıştırıyor. Hepimizin eline de birer bandana tutuşturuyor…

İçeri giriyoruz…Beşiktaşlı değilim ama İnönü Stadı’na maç için gitmişliğim var… Çimin zarar görmemesi için zemine özel bir koruma yapılmış, insanlar onun üzerinde… Sahneye bakıyor, kendimizden geçiyoruz: Bu ne lan böyle! Çıkmalarına daha çok var; susuyor, acıkıyoruz. Ama; hem susuz, hem aç kalıyoruz… Öyle fiyatlar var ki içeride… Dışarıdaki bakkalın, sandviççinin 10 katı… Küfür edip, kaderimize razı oluyoruz…

Derken… Ön grup sahne alıyor. Hayatında ilk kez bir stat konseri deneyimi yaşayan güruh, sahnede çok sıradan bir grup olan The Cult’ı görünce bile coşuyor… Ama, 1-2 şarkı sonra sıkılıyor ve eşlik etmeyi bırakıyor. The Cult işini erken bitirip sahneden iniyor, “babalar” için hazırlık başlıyor.

Sahneye biri çıkıyor. Hetfield’a o kadar benziyor ki, millet çığlık atmaya başlıyor. Sonradan, sadece gitarların akorunu yapan kişi olduğunu anlıyoruz… Ve…
Kulakları sağır eden gitar sesleriyle, bir konsere başlanılacak en iyi şarkıyla startı veriyoruz: Creeping Death!.. Orta saha dolaylarındayız… Jeho gaza geliyor; “Daha fazla dayanamayacağım lan, ben ilerliyorum!” diyor… “Body”ci olmanın avantajını da kullanarak, önündeki kalabalığı yara yara, sağ çaprazdan ceza sahasına giriyor. Pardon, sahne önüne ulaşıyor! Kirk Hammett’ın önündeyiz. Arkamı dönüp seyirciye bakıyorum. İnanılmaz! Saha içi, tribünler; 40 bin kişi aynı anda headbang yapıyor… Manzarayı anlatmaya kelime bulamıyorum… Kulak, mide… Yavaş yavaş iflas etmeye başlıyor.

Sonlara doğru, yorgunluktan, gerilere doğru kaymaya başlıyoruz. “One” ile bis de yaptıktan sonra, gece 01.00’e doğru sahneden iniyorlar, biz de bitiyoruz!..
Herkesin ortak fikri: Bundan sonra başka hiçbir şey bu kadar zevk veremez… Gece, bir dürümcüde yenilen adam başı birkaç porsiyon kebabın ardından sona eriyor.
* * *
1999… 6 yılda bu kadar mı değişilir? Evlilik, iş-güç derken, heyecan azalmış… Bunlara bir de Load rezaletini (!) dinlemek eklenince, konsere gitmemeye karar veriyoruz. İyi ki de gitmemişiz!.. Gidenler, ne kadar hayal kırıklığına uğradıklarını anlatıyorlar. Hem onlar sahnede, hem de seyirci sahada, 6 yıl önceki ile kıyaslanamayacak kadar kötüymüş…
* * *
Ve 2008… Bir kez daha geliyorlar… 1993’te o müthiş deneyimi yaşayanların hiçbirinde, zerre kadar heyecan kalmamış. Yaşlar ilerlemiş… Çoluk-çocuk… İşler yoğun… Kusura bakmasınlar, Load rezaletinin üzerine, Reload ve St. Anger yetmemiş, bu yıl Death Magnetic’i de eklemişler zaten…
- Gitsek mi?
- Bakarız be oğlum; daha çok var konsere…
- Valla ben geçen yıl verdikleri bir konserden iki-üç şarkı izledim; ne ses kalmış, ne performans… Load öncesi çalmazlarsa tam skandal olur.
- Tahminen Death Magnetic çalacaklar. 90’lardan beri kendilerini geliştiremediler zaten. Bırak geliştirmeyi, yaşlandıkça bozuldular be abi!..
- Evet… Eskiden benim için ‘İlk 3’telerdi. Şimdi ‘İlk 10’a bile sokmam bir sürü mükemmel iş çıkaran varken… Ama onlar yine de METALLICA!
- İyi o zaman… Ağustos ayı gelsin, karar veririz… Ufaklıklara bakacak birilerini de ayarlarsak gideriz belki...
Bana ait notlar da yorumlarda...

3 Temmuz 2008 Perşembe

Selin Abla yapma bunu!



Yeni öğrendim ki bir canlı performansta Celine Dion’la Anastasia AC/DC’nin “hızlı ve doyumsuz” bir hatundan bahsettiği, bariz erkek vokal için bestelenmiş “You shook me all night long”unu söylemişler, daha doğrusu katletmişler!

Hadi Anastasia’nın sesi rock’a gidiyor da Selin Abla’nın sesi ve Angus’un adım hareketlerini o uzun çırpı bacaklarıyla taklit etmesi vahim olmuş. Bu arada bu şarkıyı en kötü cover seçenlere de şükranlarımı sunuyorum.